Pages

Ads 468x60px

Saç Kaybına Çare Yoga Önerileri

Saçınızın durumu ve görünümüz tamamen sağlığıyla ilgilidir. Ayurveda ve Yoga yapanlarda saç sorunları daha az görülür, saçlar onarılır, beslenir ve dökülmeye çare bulunur.

Saç dökülmesini  başlıca nedenleri genellikle stres, hormonal bozukluklar, kötü beslenme alışkanlıkları, hastalıklar, ilaçlar, saç boyaları, genetik bozukluklar, sigaradır. Yoga ve meditasyon tüm stresi alır fiziksel ve zihinsel zindelik verir. Başın taç bölgesinden başlayan saç dökülmesi için çeşitli yoga hareketleri önereceğiz. Önce öne eğilme hareketi ile saç kökleri beslenir. Köpek duruşu ile saç derisine kan akışı sağlanır. Dolaşımı sağlarken sinüsleri rahatlatır sindirimi güçlendirir.

Ayakta yapılan hareketler menopoz, yorgunluk, stres, sindirim ve saç dökülmesine iyi gelir. Yemekten sonra elmas pozisyonu uygulanabilir. Kilo kaybı, idrar bozuklukları ve mide gazına iyi gelir. Apanasana, Pavanmukthasana, Sarvangasana, Kapalbhati Pranayam, Bhastrika Pranayam, Naadi Shodhan Pranayam da çeşitli sorunları iyileştirir. Yoganın yanında diyet de yapın. Taze meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, bakliyat, lahana, tahıl ve süt ürünleri tüketin. Bol su için. Hindistancevizi yağı ile saçlara masaj yapın. Düzenli fırçalayın ve tarayın. Sert kimyasallar kullanmayın. Kaynak7gunsaglik.com

Sosis ve Salam Erkekte Kalp Yetmezliği Nedeni

Sosisli ve salamlı yani şarküterili sandviçler hot dog tabir edilen bu ürünler erkeklerde kalp yetmezliği nedeni mi?

Düzenli olarak işlenmiş kırmızı et tüketen erkekler ileri yaşlarda sorunlar yaşayabilir. Kalp ve damarlar tıkanıyor ve kalp yetmezliği, felç, inme, kalp hastalıkları ve ölüm yaşanabiliyor. İsveçli araştırmacılara göre kalbin yeterince kan pompalama fonksiyonunu önlüyor. Günde 50 grama kadar normal fakat ekstradan her fazla bir dilim size eksi olarak geri dönüyor. Ölüm riski de 2 kat artıyor. Pastırma ve jambon ise en tehlikelileri.

Sucuk, salam, sosis gibi etlerden uzak durun ve kalbinizi düşünün. Hem pahalı hem de ölümcül işlenmiş kırmızı et ürünlerini çok fazla tercih etmeyin. Kalbin büyük düşmanlarıdır. Haftada en fazla 1-2 porsiyon kırmızı et tüketmek en doğrusudur. Sebze ve bakliyat ağırlıklı beslenmek ve beyaz et tüketmek kalbiniz için en iyisidir. Sigara ve alkol de kullananlarda risk daha da artıyor. Füme ve ızgara etlerde de aromatik eklemeler ciddi risk taşır. Kalp ve kanser riski taşıyan bu ürünleri az tüketin ve dengeli bir beslenme planı oluşturun.
Kaynak7gunsaglik.com

Sperm Sayısı Azalıyor, Kısırlık Oranı Düşüyor

Dünya Sağlık Örgütü erkekleri ilgilendiren önemli bir uyarıda bulundu. Sperm sayısı ve kalitesi azalacak ve kısırlık oranı artacak..

Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) raporuna göre, 100 yıl yıl önce sperm sayısı mililitrede 100-120 milyonken, birçok erkekte bu sayı 15 milyona düştü.

Raporu değerlendiren Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, dünyanın giderek kısırlaşmasındaki en önemli etkeni, insanı modern yaşamla buluşturan teknolojik gelişmeler ve yaşam şeklindeki değişmeler olarak değerlendirdi.

Kısırlaşmadaki en önemli göstergelerden birinin sperm sayısı olduğunu belirten Tıraş, “100 sene önce sperm sayısı mililitrede 100-120 milyondu. Bu rakam geçtiğimiz yıllarda 20 milyona kadar indi. Ancak DSÖ'nün son revizyonuna göre rakam artık 15 milyon. Yani sperm sayısı çok düşük. Bir yıl korunmadan cinsel ilişkiye girilmesine rağmen 100 çiftten 15'i çocuk sahibi olamıyor” dedi.

Kısırlıkta hava, su ve çevre kirliliği gibi faktörlerin çok etkili olduğunu ifade eden Tıraş, sanayide kullanılan ağır metallerin, gıdalarla, suyla ve havayla alınan yabancı maddelerin etkili olduğunu söyledi.

Tıraş, “Benzindeki kurşun, ağır sanayide kullanılan civa, nikel, kadmiyum gibi metallerin hepsi toksiktir. Özellikle baca gazları kısırlıkta çok etkili. Sanayide kullanılan baca gazlarından çıkan dioksin kısırlık oranını önemli ölçüde artırıyor” diye konuştu.

OBEZİTE KISIRLIK NEDENİ
Son yıllarda hızla artan obezitenin de kısırlaşma oranlarında etkili olduğuna işaret eden Tıraş, vücuttaki 10 kilo fazlalığın kısırlık riskini artırdığını belirtti. Kilosu normalin altında olanların da aynı riski taşıdığına dikkati çeken Tıraş, şunları kaydetti:

“İsveç'te yapılan ve sonuçları Ekim 2011'de yayınlanan son bilimsel çalışma, kilonun kısırlık üzerindeki etkisini bir kez daha ortaya koydu. Makaleye göre, kilosu normalin altında olanlar da üstünde olanlar da sorun yaşıyor. Obez kadınlarda gebelik oranları, normal kilolu kadınlara göre daha düşük. Kilolu olanlarda bu oran 20,8 iken, normal kilolularda 28,3.”

SİGARA KADINLARDA YUMURTA REZERVİNİ AZALTIYOR
Sigaranın kadınlarda yumurtalık rezervini azaltarak gebeliği engellediğini; erkeklerde ise sperm sayısı ve hareketleri üzerinde zararlı etkisi olduğunu vurgulayan Tıraş, cinsel yolla bulaşan hastalıkların kadınlarda tüplerin tıkanmasına yol açtığını söyledi.

Tıraş, erkek kısırlığının yüzde 85 oranında nedeninin belli olmadığına işaret ederek, doğru teşhis ve zamanında müdahalenin tedavide başarıyı artırdığını anlattı.
Sanayide kullanılan ağır metallerin, gıdalarla, suyla ve havayla aldığımız yabancı maddelerin çok büyük rolü var. Benzindeki kurşun, ağır sanayide kullanılan civa, nikel, kadmiyum gibi metallerin hepsi toksiktir. Özellikle baca gazları kısırlıkta çok etkili. Sanayide kullanılan baca gazlarından çıkan dioksin kısırlık oranını önemli ölçüde artırıyor” dedi.
Kaynak7gunsaglik.com

Ne Zaman Egzersiz ve Spor Yapmalıyız?

Vücudunuzun hazır olduğu anda kalori yakmak için harekete geçin. Spor ve egzersizin de uygun bir zamanı var peki ama ne zaman?

Kadınların spor yapması her anlamda çok önemli. İleride oluşacak sağlık risklerini önler, azaltır, cinsel yaşamı destekler, ruh halini yüceltir, güzellik katar ve fit yapar. Sabahın ilk ışıklarıyla açık havada yapılan egzersiz ve spor çok daha etkili. Çünkü metabolizma aç karnına uyandığınızda çalıştırılırsa gün boyu aktif kalır. Günün ilerleyen zaman dilimlerinde de süreyi ve şiddeti arttırarak devam edebilirsiniz. Sabah yürüyüşleri her doktorun da önerisi.

Öğleden sonra yapılan egzersizler de etkili fakat sabahki kadar etkili değil. Sabah egzersizi, gün boyu kan basıncını düzenler, gece daha iyi uyumayı sağlar, zindelik verir, kalori çok yaktırır, stresi azaltır, kuvvet verir ve gelecekte daha az kilo almayı sağlar. Vücudun iç saati daha dinamik çalışır. Enzim aktivitesi düzenlenir, kas fonksiyonu düzgün çalışmaya başlar. Gün boyu enerji verir endorfin salgılatarak mutluluk verir. Her boş zamanınızda spora koşun ama sabah sporunun da önemini bilin.
Kaynak7gunsaglik.com

Gebelikte Gribal Hastalıklar Nasıl Seyreder?

Grip bir anne adayının hastalığı bebeğine de bulaşır mı? Gebeliği nasıl etkiler, nasıl önlem alınır ve tedavisinde nelere dikkat etmek gerekir?

Grip virüsünün bebeğe geçmesi ve bebekte istenmeyen durumlar oluşturması beklenen bir durum değil. Ancak Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir, hastalığın şiddetli belirtilere yol açması ve zatürre gibi hayatı tehdit eden komplikasyonlara zemin hazırlaması nedeniyle gebelik döneminde daha bir önem kazandığını söyledi.

Anne adaylarının genellikle genç ve sağlıklı bireyler olduklarından gebelik döneminde gribe bağlı komplikasyonların nadiren ortaya çıktığını belirten Prof. Demir, ancak böyle bir durumda komplikasyonların daha ağır seyredebileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

“Gebelik döneminde grip belirtileri oluşursa ilk yapılması gereken takip eden doktora danışılmasıdır. Genel bir muayene sonrası doktorun uygun gördüğü tedavi ve öneriler doğrultusunda hareket edilmeli” diyen Demir, şöyle konuştu: “Grip geçiren herkes gibi anne adaylarının da istirahat etmeleri, beslenme ve uykularına dikkat etmeleri esastır. Sigara gebelik ve bebek üzerindeki olumsuz etkilerini grip olduğunda da gösterir ve fazla sayıda sigara içen anne adaylarında grip daha ağır seyreder.”

GRiP GEBELİK VEYA BEBEK AÇISINDAN RİSK OLUŞTURUR MU?
Prof. Cansun Demir, nezle ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyonların çok nadiren zatürre gibi ciddi komplikasyonlar eklenmedikçe hamilelikte bebek açısından risk oluşturmadığını, uygun tedaviyle en fazla 1-2 haftada kolayca atlatıldığını söyledi. Hapşırma ve öksürmenin bebeğe zarar vermediğini ekleyen Demir, gribal enfeksiyonlarda yapılması gerekenleri şöyle anlattı:

HAMİLELERİ RAHATLATACAK ÖNERİLER
“Günlük sıvı alımının artırılması gerekir. Günde 8-10 bardak su veya karşılığı meyve suları ve ayran içilmeli. İştahsızlık sık görülen bir belirtidir. Bu nedenle sık aralıklarla küçük öğünler yenmesinde yarar var. İstirahat çok önemli, mümkün olduğu kadar uzun süreli yatak istirahatı önemli. Burun tıkanıklığını azaltmak için baş yüksekte yatılmalı. Buhar makineleri oldukça yararlıdır ve özellikle soğuk buhar daha iyi gelir.

Bu DURUMLARDA MUTLAKA DOKTORUNUZA BAŞVURUN
• Yüksek risk grubundaysanız,
• Ateşiniz 38 derecenin üzerine çıkarsa ve birkaç gün içinde düşmezse,
• Soluk alıp vermede güçlük olursa,
• Göğüs ağrısı ortaya çıkarsa,
• Şiddetli kulak ağısı, kulaktan akıntı ve kanama olursa,
• Döküntü ve kızarıklık görülürse,
• Ense sertliği ortaya çıkarsa,
• Birkaç gün içinde düzelemediğinizi ve ciddi derecede hasta olduğunuzu düşünüyorsanız.

ANNE ADAYLARI GRİPTEN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALI?
Grip mevsimi olarak da tanımlanan aralık-mart aylarında mümkün olduğunca toplu yerlerde bulunmamak, öpüşme ve tokalaşma gibi yakın temastan kaçınmak virüs alma riskini azaltır. Grip salgını uyarısı olduğunda evden çıkmamak da virüsle karşılaşma riskini etkili şekilde azaltır. Ayrıca dengeli ve sağlıklı beslenme ile hijyen kurallarına özen gösterme de gripten korunmada etkili olur."Kaynak7gunsaglik.com

Girbal Hastalıklardan Hijyen İle Korunun

Ölümcül sonuçlara varabilen temizlik eksikliği özellikle gribal hastalıkları tetikliyor. Elleri daha sık yıkamalı ve temizliğe önem vermeliyiz..

Türkiye'nin büyük bölümünde mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklığı dolayısıyla gribe karşı kişisel gerekli önlemlerin yeterince alınmadığı bildirildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal, yaptığı açıklamada, dünyada ve Türkiye'de geçen iki yıl üst üste domuz gribi açısından çok büyük bir risk yaşandığını söyledi.

Bu risk dolayısıyla geniş kapsamlı aşı kampanyası yürütüldüğünü ifade eden Köksal, ''Dünyada beklenen ve korkulan şeyler olmadı ama bu demek değildir ki grip görülmeyecek. Büyük çaplı salgın olmadığı için bir rehavet oldu, sanki grip sorunu çözüldü gibi algılandı. Hayır, grip sorunu çözülmedi ancak ölüm senaryolarındaki kadar da büyük bir pandemi olmadı'' dedi.

Köksal, Türkiye'nin salgını daha hafif atlattığını, ancak çok vaka gördüklerini anlatarak, ''Grip pandemileri 20-30 yıl aralarla olur ama ondan sonra vakalar bitmez, vakalar yine olur. Bu sene yine grip vakalarını görüyoruz. H1N1, yani domuz gribi vakalarını görüyoruz. Bir kaç hafta önce grip vaka sayısında artış oldu'' diye konuştu.

Hava sıcaklığının mevsim normalinin üzerinde seyretmesi ve ardından bir anda soğuması dolayısıyla toplu yaşam ortam kullanımının arttığını vurgulayan Köksal, şöyle devam etti:

''Toplu yaşanan yerlerde havalandırma yapılmaması ya da düzeninin bozulması vaka artışlarına sebep oldu. Bu sene grip vakalarını geçen yıllardaki kadar olmasa da görüyoruz. Bu vakaların risk grubu dediğimiz grupta ağır seyredeceğini biliyoruz. Grip aşısını herkes yaptırsın. Özellikle risk grubu dediğimiz 65 yaşın üzerinde olan veya daha genç yaşta olup şeker, kalp, hipertansiyon, kanser hastası olan veya herhangi bir sağlık sorunu olanlar daha da riskli grupta yer almaktadır. Bu kişilere mutlaka aşılanmalarını öneriyoruz.''

"REHAVETE KAPILMAMAK GEREKİYOR"

Prof. Dr. Köksal, mevcut aşıların içinde domuz gribine karşı koruma da bulunduğunu belirterek, ''Grip aşısı, hepsine karşı ortak hazırlanan bir aşıdır ve sağlık kuruluşlarımızda 65 yaş üzerindeki herkese, yaşını beyan ettikten sonra ücretsiz yapılmaktadır. Dolayısıyla aşı ile korunulabilen bir hastalıkla karşı karşıya iken neden hasta olalım'' dedi.

Gripten korunmanın aşının yanı sıra hijyen kurallarına dikkat etmekle de mümkün olduğunu ifade eden Köksal, şunları kaydetti:

''Grip toplu yaşam alanlarında solunum yoluyla bulaşan bir hastalık. Öksürmeyle veya öksürürken elimizi ağzımıza götürüp sonrasında biriyle tokalaştığımızda virüs bulaşabilir.

Ayrıca yine yüzeylere dokunup başka birileri bu alanlara dokunduğu zaman da virüs bulaşmakta. Bu nedenle iki şey çok önemli. Bunlardan birisi hasta kişilerin ya evlerinde olmaları ya da dışarı çıkarken maske takmaları ve yüzeylere dokunduktan sonra mutlaka ellerini yıkamaları gerekli. Bu her iki yöntem de korunma bakımından çok büyük önem arz etmekte. Elimizi ağzımıza değdirdiğimizde mutlaka elimizi su ve sabunla yıkamalıyız.''

Prof. Dr. İftihar Köksal, vaka sayısında bir kıpırdanma olduğunu ancak geçen yıllarda ki kadar fazla olacağını tahmin etmediklerini anlatarak, şöyle devam etti:

''Daha önce yapılan aşılamalar, hastalığın hızını almış olması, virüsün zaman içinde hastalandırma gücünü kaybetmesi gibi etkenler dolayısıyla hastalığın geçen yıllardaki kadar ağır vakalara gitmeyeceğini tahmin ediyoruz. Rehavete kapılmamak gerekiyor. Grip, kışın en önemli hastalıklarından birisidir ve zamanında müdahale edilmezse ölümcül olabilir. Onun için kişilerin dikkat etmesi, hasta kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması lazım. Çünkü ilk 48 saat bizim için çok önemli. Bu sürede verilen antiviral ilaçlarla hastalığı kontrol altına almak mümkün. Kış çok soğuk geçmediği için rehavete kapılmamak, mutlaka önlemler almak gerekiyor.''Kaynak7gunsaglik.com

Gebelikte Kurtarıcı ve Mucizevi Meyve: Ananas

Hamilelik döneminde görülen sindirim problemleri ve kabızlığa birebir bir meyve. Ananasın gebelikteki faydaları..

Ananasın düzenli olarak gebelikte tüketildiğinde anne adaylarının sağlığına olumlu etki yaptığını belirten Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, bu meyvenin bağırsakları çalıştırıcı özelliği ile de hamilelik döneminde kabızlığa doğal çözüm olduğunun altını çizdi.

Ananas, sıcak iklimde yetişen tropikal meyvelerden biridir. Ananasın büyük bir kısmı sudur ve kalorisi oldukça düşüktür. İçeriğinde demir, kalsiyum, potasyum, magnezyum, A vitamini, B ve C vitaminleri bolca bulunmaktadır.

Vücuttaki şişkinlik ve iltihapları azaltır

Ananas, cildi pürüzsüzleştirir, tırnak ve saçları güçlendirir, gözlere sağlık getirir. Aynı zamanda kanser oluşumunu engeller. Protein sindiren ve zayıflamayı sağlayan enzim olan bromelain sayesinde sadece sindirime yardımcı olmakla kalmaz, vücutta meydana gelebilecek olan iltihapları ve şişkinlikleri de etkili bir biçimde azaltır. Ananas, az bulunan bir mineral olan manganezin mükemmel bir kaynağıdır. Antioksidan koruma sağlar ve bağışıklık sisteminin destekçisidir. Sağlıklı bir diyet meyvesidir.

Hamilelikte görülen kabızlığa doğal çözüm

Hamilelerde kilo artışı ve salgılanan hormonlara bağlı olarak kabızlık sorunu meydana gelir. Kabızlık, hamilelerin en sık şikayetçi oldukları durumlardan biridir. Dikkat edilmezse oldukça rahatsızlık verir. Anne adayları bu tatsız durumdan ananas tüketerek kurtulabilirler. Ananasın faydaları arasında bağırsakları çalıştırıcı özelliği de bulunmaktadır. Hamilelerin ananas yemesi kabızlığa karşı en etkili doğal bir çözümdür.

Anne adayını hastalıklara karşı korur

Ananasın içinde bulunan faydalı vitamin ve mineraller ise bağışıklık sistemini güçlendirerek anne adayını hastalıklara karşı korur. Ananas ayrıca hamilelikte oluşan el ve ayakların şişliğinin inmesinde etkilidir. Ananasın ödem atıcı etkisi anne adaylarının şişliklerinin oluşumunu engeller. Ananas vücutta biriken fazla ödemin atılmasına yardımcı olur. Bunun yanı sıra ananas stresin giderilmesinde etkilidir. Hamilelerin doğum stresinin azalmasına yardımcı olur. Anne adayları abartmamak kaydıyla bu besinden faydalanmalıdırlar.
Kaynak7gunsaglik.com

Hayat Kürleri, MS Hastaları için Bitkisel Çözüm Önerileri Video

SağlıkI Yaşam Haberleri
Hayat Kürleri, MS Hastaları için Bitkisel Çözüm Önerileri Video

7 Dakikalık Egzersizlerle Fit Kalın

Çok basit ve sadece 7 dakikanızı alacak hu birkaç hareketle fazlalıklardan kurtulun zinde ve fit kalın.

Duvara sırtınızı dayayın. Kollar ileri öne gergince uzatılacak. Çömelin oturur gibi kalın dizler 90 derece bükülü kalsın. Bir süre bekleyip tekrar kalkın ve hareketi tekrarlayın. 30 saniye boyunca öyle kalın. 12 tekrardan 2-3 set yapın. 10 ar saniye ara verin.

Şınav hareketi de kollar, omuzlar, sırt kadar karın ve diğer kasları da çalıştırır. Parmak uçları ve ellerle yerden güç alıp yarım veya tam eğilip kalkın. Dinlenme, uygulama ve set tekrarları aynı.
Mekik hareketlerinin birkaç türünü birden mola vererek tekrarlayın.

Step yapın. Önünüze yüksekçe bir basamak ya da sandalye alın. Tek bacakla çıkıp iki bacakla bitirin ve tekrar inin. 30 saniye boyunca tekrar edin.
Squat yani çömelme hareketi ise bacak ve kalça için benzersiz bir harekettir. Kasarak yapın.

Kolların arkalarını çalıştırmak için kolların tersiyle dirsekten sandalyeye tutunup inip kalkın.
Lunges, plank ve dizleri çeneye çekme turlarını da uygulayın.
Kaynak7gunsaglik.com

Rehabilitasyon Merkezleriyle İlgili Değişiklik

Rehabilitasyon merkezleri insan sağlığı için oldukça etkili olan merkezler. Peki son zamanlarda neden sürekli bu merkezler kapatılıyor?

Sayıları hızla artan rehabilitasyon merkezlerine kilit vuruluyor. Hürriyet Dünyası'ndan Nuray Babacan'ın haberine göre rehabilitasyon merkezlerine devletin ödediği yardımlar suistimale neden oldu.

Her engelli birey için devlet iki asgari ücret tutarında yardım yaparken, merkezler bu yardımları toplamak için engelli vatandaşları evlerden topluyor ve örneğin öğrenci kurumu bıraksa dahi evrakları gönderilmeyerek devletten yardım alınmaya devam ediliyor. Hatta bazı kurumların ölen engellilerin bile yardımlarını almaya devam ettiği ortaya çıktı.

Çok sayıda şikayet gelmesi üzerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, yeni rehabilitasyon merkezlerinin açılmasıyla ilgili talepleri dondurdu, denetimler sıklaştırıldı. Son 6 ayda 10 rehabilitasyon merkezi kapatılırken, 150 merkezi de mercek altına aldı.

İstanbul'da hizmet veren Özel Gökkuşağı Eğitim kurumlarından Rakibe Safa Vardan kurumlarla ilgili benzer şikayetleri öğrenci velilerinden duyduklarını belirterek konu ilgili şunları söyledi:

"Bakım ile ilgili her kurumun içini bilemiyoruz ama genellikle kurumlar velilerin evraklarını göndermiyorlar. Böyle bir sıkıntı var." dedi. Evrakların gönderilmemesi şu anlama geliyor. Kurum hala öğrenci kendisine geliyormuş gibi gösterip bunun ödemesini almaya devam ediyor. Eğitim ile ilgili her kurum farklılık göstersede bu konudaki denetimlerin sıkı olduğunu ifade eden Vardan: "Kurumlarda eğitimle ilgili denetimler ayda bir yapılıyor. Bununla ilgili bir sıkıntı yok. Zaten veliler de artık çok bilinçli. Öğretmenden memnun kalmadıkları anda söylüyorlar, değiştiriliyor. Öğrenci başka sınıfa veriliyor." dedi.

Hürriyet.com.tr yazarı Ayşegül Domaniç Yelçe de bu tür kurumların içinde çok iyi olanları da olduğunu belirterek bu durumun hepsine mal edilmemesi gerektiğini belirtti.Kaynak7gunsaglik.com

Koah İçin Tedbirli Olunmalı

Koah da denilen bu ciddi karaciğer hastalığı ne kadar biliniyor ve önlem almak ne kadar mümkün?

GlaxoSmithKline'ın (GSK) Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki 11 ülkede yürüttüğü ve KOAH ile ilgili ilk bölgesel ve toplum bazlı araştırma, bu ülkelerde 13 milyondan fazla KOAH hastası olduğunu tespit etti.

Türkiye'de KOAH görülme sıklığını yüzde 4,2 olarak ortaya koyan araştırmaya göre, yaklaşık 74 milyon nüfusu olan Türkiye'de, 3 milyona yakın KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor. Çalışmanın bulgularına göre astım ve kronik kalp yetmezliği ile benzer oranda görülme sıklığına sahip olan KOAH'ın, 2030'a kadar dünya genelinde en fazla ölümle sonuçlanan ilk dört hastalıktan biri olacağı öngörülüyor.

TÜRKİYE'DE HER 100 KİŞİDEN 4'Ü KOAH'LI
Araştırma Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Fas, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde yapıldı. 11 ülkede KOAH hastalığının görülme sıklığı ortalaması yüzde 3,6 iken, Türkiye'de bu oran yüzde 4,2'ye çıkıyor. Bu bulgularla Türkiye 11 ülke arasında KOAH'ın en sık görüldüğü üçüncü ülke konumunda bulunuyor. Hastalığın en sık görüldüğü ülkeler ise yüzde 5,4 ile Ürdün ve yüzde 5,3 ile Lübnan. BREATHE Çalışması bulguları, sigaranın bölgedeki en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın gerçekleştirildiği ülkelerde ortalama olarak her 100 kişiden 30'u sigara kullanıyor. Türkiye, 11 ülke içerisinde sigara içme oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri; erkeklerin yüzde 60'ı, kadınların ise yüzde 23,5'i sigara kullanıyor.

Araştırma, KOAH'ın tanı ve tedavisi ile ilgili sorunları da ortaya koyuyor. KOAH vakalarının üçte biri değerlendirme altına alınmıyor. KOAH tanısı koyulan kişilerin ise üçte ikisi doğru tedavi imkânlarından yararlanamıyor. Çalışma, KOAH hastalarının, hastalıkları ile ilgili farkındalık düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor. Hastaların yüzde 30'u hastalığının altında yatan nedenden emin değil; yüzde 50'si ise sigara içmenin potansiyel bir neden olduğunu bilmiyor. Üstelik KOAH tanısı konulan hastaların yüzde 65'i hala düzenli olarak sigara içiyor. Araştırma, KOAH hastalarının günlük yaşantılarının da önemli derecede etkilendiğini gösteriyor. Araştırmaya dâhil edilen hastaların yüzde 27'si solunum problemleri nedeniyle çalışamazken yaklaşık üçte ikisi günlük aktivitelerinde KOAH'a bağlı kısıtlamalar hissediyor.

ARAŞTIRMA KOAH TEDAVİSİ İÇİN ALTYAPI OLUŞTURACAK
Dr. İpek Demircan yapılan araştırmayı şöyle değerlendirdi: "BREATHE Çalışması, bölgede hem toplumsal maliyet, hem de bu sağlık sorununun hastalar ve aileleri üzerindeki etkileri açısından KOAH'ın getirdiği yükü ölçen ilk çalışmadır. Yapılan çalışma, Türkiye'de ve diğer ülkelerde bu kronik durumla yaşayan hastaların korunması, tanısı, tedavisi ve yaşam kalitesinin iyileştirmesi için hepimize bir aksiyon çağrısıdır. Biz bu çalışmayı uzun soluklu bir taahhüdün temel basamağı olarak görüyoruz. Elde edilen bulguların, kamu kuruluşları ve sağlık hizmeti uzmanları aracılığıyla toplum sağlığı planlamasına ve bu kronik hastalıkla yaşayan insanların yaşam kalitelerinin artmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz."Kaynak7gunsaglik.com

Fıtık Sanılan Bel Ağrısı Neyin Göstergesi?


Her bel ağrısını veya kasılmasını fıtık sanıyoruz. Oysa ki altında başka gerçekler yatıyor olabilir..

Yetişkin nüfusun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen ve kısa sürede geçtiği için sıklıkla önemsenmeyen bel ağrılarının aslında önemli bir romatizmal hastalık olan ve kişinin tüm hayatını etkileyen Ankilozan Spondilit’in habercisi olabileceğini biliyor muydunuz?

İç Hastalıkları ve Romatoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Soy’la genç nüfusta daha fazla görülen, bel fıtığı tanısı ile yıllarca tedavi gören; hatta ameliyat olanların hastalığı, Ankilozan Spondilit’i konuştuk.

BEL AĞRINIZI DİKKATE ALIN!
Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problemdir. Erişkin toplumun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları görülür. Çoğu klinik önemi olmayan ve kısa sürede geçen ağrılar olduğu için genellikle önemsenmez. Ancak bu ağrıların bir kısmı bel fıtığı, bel omurlarında çökme kırığı gibi mekanik nedenlerle; bir kısmı da özellikle genç-orta yaşlarda başlayan iltihaplı romatizma türü olan Ankilozan Spondilit (AS) ve ilişkili hastalıklar nedeni ile olur. Ayrıca nadir de olsa bazı kanser türleri de kendisini ilk defa bel ağrısı ile gösterebilir. Yine Brusella gibi bazı enfeksiyonlar da bel ağrısı ile ortaya çıkabilir. Bu nedenle bel ağrısı ciddiye alınmalı ve altta yatan bir hastalık olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

GENÇLERDE ORTAYA ÇIKAN BEL AĞRISI ÖNEMSENMELİ
Gençlerde ortaya çıkan ve kronik bel ağrısına neden olan Ankilozan Spondilit (AS), son yıllarda toplumda daha sık görülmeye başlamıştır. Nedeni henüz bilinmese de hastalığın görülme oranı genetik faktörlerle ilişkilidir. Ankilozan Spondilit hastalarında HLAB27 denilen bir gen, sağlıklı insanlardan, en az 10 kat daha sık saptanır. Anne-babanın birinde bu hastalık varsa çocuklarda çıkma olasılığı yüksektir. Ayrıca bazı barsak ve idrar yolu hastalıklarına yol açan mikroplar Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıkların gelişimine yol açar. Yine Sedef hastalığı (Psöriazis), Crohn, Ülseratif kolit gibi iltihaplı barsak hastalıkları da bu hastalıkların ortaya çıkışına neden olabilir.

ANKİLOZAN SPONDİLİT HASTASI MISINIZ? TEST EDİN VE ÖĞRENİN!
20-40 yaşları arasında mısınız ve sinsi seyreden bir bel ağrınız mı var?
Bel ağrınız gece yarısından sonra başlayarak sabahları daha fazla mı oluyor?
Uyandığınızda yataktan kalkarken zorlanıyor musunuz?
Uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra beliniz daha fazlı mı ağrıyor?
Hareket edince, işe gidince ya da sıcak su ile banyo yapınca belinizin ağrısı azalıyor mu?
Belinizin yanı sıra sırtınız ve boynunuz da ağrıyor mu?
Bel, sırt ve boyun hareketleriniz kısıtlanmış gibi mi?
Sırtınızda kamburluk mu oluşmaya başladı?
Bu sorulardan en az birine yanıtınız evetse bir an önce bir hekime başvurmanızda yarar var.

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE İLİŞKİLİ HASTALIKLAR SADECE BELİ TUTMAZ!
Ayak bileği diz gibi eklemler başta olmak üzere birçok eklemi de tutabilir. Kalça ekleminde tutulum kalça protezi gerektirecek kadar ağır olabilir. Bazı olgularda hastalık ilk defa üveit denilen bir göz hastalığı ile başlar. O nedenle özellikle ön üveit hastalığı olan herkesin Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıklar açısından araştırılması şarttır. Sedef hastalığı ve iltihaplı barsak hastalığı olan kişilerde de bel ağrısı olursa bu hastalıklar açısından dikkatli olunması gerekir. Daha az olarak kalp, akciğer ve böbrek sorunlarına da yol açabilir. Omurlarda kemik yoğunluğunda azalma ve çökme kırıklarına yol açabilir. Erkeklerde daha ağır seyreden ve zaman için ağır kamburluğa kadar giden Ankilozan Spondilit; kadınlarda daha hafif seyreder. Kadınlarda ağır hastalık tablosu daha nadir gelişir. Ancak bu hastalığın kadınlarda tedavi edilmemesini gerektirmez. Tedavi edilmeyen hastalarda omurga ve diğer eklemlerde deformiteler ile böbrek ve kalp sorunları başta olmak üzere birçok sorun ortaya çıkabilir. Romatoloji uzmanına zamanında başvurulması hastalığın daha erken tanınmasını sağlar.

ANKİLOZAN SPONDİLİT TEDAVİSİNDE HEDEF İLTİHABI BASKILAMAKTIR
Bunun için çeşitli iltihap giderici ilaçlar kullanılır. İlaç dışında hastalara sırt kaslarını güçlendirici egzersizler önerilir. Bu hastalar için en uygun sporlar; yüzme ve voleyboldur. Ayrıca kişinin yan uyumaması, sırtüstü ya da yüzükoyun ve engin yatmaları, sigarayı bırakması önerilir.Kaynak7gunsaglik.com

Prostat Kanserinin Risk Faktörleri ve Teşhisi

Prostat kanseri neden oluşur? Risk faktörleri, neden olduğu rahatsızlıklar, tedavi süreci, teşhisi nasıl yapılır ve belirtilerini Prof. Dr. Süleyman Ataus anlattı..

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Ataus anlattı:

Prostat kanseri sık görülüyor mu?

Prostat kanseri genel olarak bütün dünyada erkeklerde en sık görülen kanserdir. Örneğin Amerika’da 2009’da 200 bine yakın yeni prostat kanseri tanısı ve 30 bin civarında erkeğin de bu hastalıktan hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

Sebepleri neler?

Kesin sebepleri bilinmemekle birlikte riski artıran bazı faktörler sayılabilir. Yaş, ırk, ailede prostat kanseri olması, genetik, beslenme özellikleri, şişmanlık, egzersiz alışkanlığı, prostatın iltihabi ve enflamatuar hastalıkları gibi... 50 yaşından sonra riskin arttığını biliyoruz. Tanı konulan 3 hastadan 2’si 65 yaş üzerinde. Nedeni kesin bilinmemekle birlikte siyah ırkta daha sık ve saldırgan seyrediyor. Ailesinde birinci dereceden yakınlarında prostat kanseri olanlarda risk artıyor. Özellikle de erken yaşta bu hastalığa yakalanmışlarsa. Bu kişilerin en geç 40 yaşından itibaren prostat kanseri açısından düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekiyor.

Şişmanlık riski artırıyor mu?

Bu konuda tam bir görüş birliği olmamakla birlikte şişmanlığın prostat kanseri riskini artırdığını gösteren pek çok çalışma bulunuyor. Şişman hastalarda hastalığa daha ileri aşamalarda tanı konulduğu ve daha saldırgan seyrettiği yolunda da bazı bulgular var. Son olarak aşırı şişmanlık tanı aşamasından başlayarak hastalığa yaklaşımı güçleştiriyor.

Belirtileri neler?

Prostat kanserinin kendine özgü hiçbir belirtisi yok. Özellikle erken dönemde hiçbir bulgu ve belirti vermez. Hatta bazen kemiklere yayıldığı halde hiçbir yakınmaya yol açmayabilir. Bu nedenle 40 yaşından sonra her erkeğin yılda bir kez üroloğa gitmesi lazım. Prostat kanserinin belirtileri prostatın iyi huylu büyümesinde ya da prostat iltihaplarında görülen yakınmalara benzeyebilir. İdrarı başlatmada güçlük, gece ve gündüz sık idrara gitme, yanma, kesik kesik veya çatallı işeme, idrar tazyikinde ve çapında azalma, tam boşalamama hissi görülebilir. Daha nadiren idrarın ve meninin kanlı gelmesi hastalığın belirtisi olabilir. Bunların dışında ileri aşamalarda yayıldığı organla ilgili belirtiler verir. Örneğin kemiklerin tutulduğu durumlarda bazı hastalar bel ya da kalça ağrıları nedeniyle ortopedi ve fizik tedavi gibi uzmanlık dallarına başvurabilirler.

Korunmak için nasıl beslenmek gerekir?

Bu konuda da kesin veriler olmamakla birlikte kırmızı et ağırlıklı, yüksek yağlı ve lifli gıdalardan fakir beslenmenin ve az sebze ve meyve tüketmenin olumsuz bir etkisi var gibi görünüyor.

Düzenli sporla risk azaltılabilir mi?

Egzersizin prostat kanseri riskini azalttığı gösterilmedi. Ancak şişmanlığın ve kan yağlarının yüksek olmasının prostat kanseri üzerindeki olumsuz etkisini biliyoruz. Düzenli sporun dokuların oksijenlenmesi, kas kitlesinin ve kilonun korunması, kan şekerinin düzenlenmesi gibi olumlu pek çok etkisi var. Ayrıca düzenli spor yapan kişilerdeki fiziksel ve ruhsal iyi hissetme nedeniyle elbette düzenli egzersiz önerilir.

AKCİĞER KANSERİNİ ÖNLEMEK ELİNİZDE

Memorial Ataşehir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir akciğer kanserinden korunma yollarını anlattı:

Risk faktörleri nelerdir?

Akciğer kanserinin yüzde 85’inden sorumlu olan sigaradır. Günde 1 paket sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 20 kat daha fazladır. Sigaraya başlama yaşı, içme süresi, içilen sigara sayısı kanser gelişimini etkiler. Pasif içicilik yani sigara içilen ortamlarda bulunularak sigara dumanına maruz kalmak da akciğer kanseri riskini artırır. Genetik geçiş, asbest, radon gazı, hava kirliliği sorumlu tutulan diğer faktörlerdir. Verem gibi bazı akciğer hastalıkları, akciğerlere radyoterapi uygulanması akciğer kanseri riskini artırır. İçme sularında yüksek düzeyde arsenik maddesinin bulunması da akciğer kanseri nedeni olabilir.

Belirtileri nelerdir?

Hastalığın hiçbir belirtisi olmayabilir. En sık görülen belirtileri ise şunlar: Nefes darlığı, geçmeyen ve giderek kötüleşen öksürük, kanlı balgam, iştah kaybı ve zayıflama. Göğüs ağrısı, hırıltılı solunum, ateş, ses kısıklığı, yüz ve boyunda şişme, omuz ve kol ağrısı, yutma güçlüğü görülen diğer belirtiler.

Önlenebilir mi?

Önlemenin en basit yolu sigara içmemek ve sigara içilen ortamlardan uzak durmak. Sigarayı bırakmakla risk azalmaya başlar ve 10 yıl sonra akciğer kanseri oluşma riski yüzde 50 azalır. Asbest, radon gazı, hava kirliliği gibi mesleki ve çevresel faktörlere maruz kalmamak için de gerekli önlemler alınmalı. Birçok çalışmaya göre, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze yiyenlerin akciğer kanseri risk daha düşük. Bu arada sigara içip yüksek doz ‘beta karoten ve A vitamini alanlarda kanser riskinin arttığı da görülmüş.
Kaynak7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...