Pages

Ads 468x60px

Saç Kaybına Çare Yoga Önerileri

Saçınızın durumu ve görünümüz tamamen sağlığıyla ilgilidir. Ayurveda ve Yoga yapanlarda saç sorunları daha az görülür, saçlar onarılır, beslenir ve dökülmeye çare bulunur.

Saç dökülmesini  başlıca nedenleri genellikle stres, hormonal bozukluklar, kötü beslenme alışkanlıkları, hastalıklar, ilaçlar, saç boyaları, genetik bozukluklar, sigaradır. Yoga ve meditasyon tüm stresi alır fiziksel ve zihinsel zindelik verir. Başın taç bölgesinden başlayan saç dökülmesi için çeşitli yoga hareketleri önereceğiz. Önce öne eğilme hareketi ile saç kökleri beslenir. Köpek duruşu ile saç derisine kan akışı sağlanır. Dolaşımı sağlarken sinüsleri rahatlatır sindirimi güçlendirir.

Ayakta yapılan hareketler menopoz, yorgunluk, stres, sindirim ve saç dökülmesine iyi gelir. Yemekten sonra elmas pozisyonu uygulanabilir. Kilo kaybı, idrar bozuklukları ve mide gazına iyi gelir. Apanasana, Pavanmukthasana, Sarvangasana, Kapalbhati Pranayam, Bhastrika Pranayam, Naadi Shodhan Pranayam da çeşitli sorunları iyileştirir. Yoganın yanında diyet de yapın. Taze meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, bakliyat, lahana, tahıl ve süt ürünleri tüketin. Bol su için. Hindistancevizi yağı ile saçlara masaj yapın. Düzenli fırçalayın ve tarayın. Sert kimyasallar kullanmayın. Kaynak7gunsaglik.com

Sosis ve Salam Erkekte Kalp Yetmezliği Nedeni

Sosisli ve salamlı yani şarküterili sandviçler hot dog tabir edilen bu ürünler erkeklerde kalp yetmezliği nedeni mi?

Düzenli olarak işlenmiş kırmızı et tüketen erkekler ileri yaşlarda sorunlar yaşayabilir. Kalp ve damarlar tıkanıyor ve kalp yetmezliği, felç, inme, kalp hastalıkları ve ölüm yaşanabiliyor. İsveçli araştırmacılara göre kalbin yeterince kan pompalama fonksiyonunu önlüyor. Günde 50 grama kadar normal fakat ekstradan her fazla bir dilim size eksi olarak geri dönüyor. Ölüm riski de 2 kat artıyor. Pastırma ve jambon ise en tehlikelileri.

Sucuk, salam, sosis gibi etlerden uzak durun ve kalbinizi düşünün. Hem pahalı hem de ölümcül işlenmiş kırmızı et ürünlerini çok fazla tercih etmeyin. Kalbin büyük düşmanlarıdır. Haftada en fazla 1-2 porsiyon kırmızı et tüketmek en doğrusudur. Sebze ve bakliyat ağırlıklı beslenmek ve beyaz et tüketmek kalbiniz için en iyisidir. Sigara ve alkol de kullananlarda risk daha da artıyor. Füme ve ızgara etlerde de aromatik eklemeler ciddi risk taşır. Kalp ve kanser riski taşıyan bu ürünleri az tüketin ve dengeli bir beslenme planı oluşturun.
Kaynak7gunsaglik.com

Sperm Sayısı Azalıyor, Kısırlık Oranı Düşüyor

Dünya Sağlık Örgütü erkekleri ilgilendiren önemli bir uyarıda bulundu. Sperm sayısı ve kalitesi azalacak ve kısırlık oranı artacak..

Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) raporuna göre, 100 yıl yıl önce sperm sayısı mililitrede 100-120 milyonken, birçok erkekte bu sayı 15 milyona düştü.

Raporu değerlendiren Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, dünyanın giderek kısırlaşmasındaki en önemli etkeni, insanı modern yaşamla buluşturan teknolojik gelişmeler ve yaşam şeklindeki değişmeler olarak değerlendirdi.

Kısırlaşmadaki en önemli göstergelerden birinin sperm sayısı olduğunu belirten Tıraş, “100 sene önce sperm sayısı mililitrede 100-120 milyondu. Bu rakam geçtiğimiz yıllarda 20 milyona kadar indi. Ancak DSÖ'nün son revizyonuna göre rakam artık 15 milyon. Yani sperm sayısı çok düşük. Bir yıl korunmadan cinsel ilişkiye girilmesine rağmen 100 çiftten 15'i çocuk sahibi olamıyor” dedi.

Kısırlıkta hava, su ve çevre kirliliği gibi faktörlerin çok etkili olduğunu ifade eden Tıraş, sanayide kullanılan ağır metallerin, gıdalarla, suyla ve havayla alınan yabancı maddelerin etkili olduğunu söyledi.

Tıraş, “Benzindeki kurşun, ağır sanayide kullanılan civa, nikel, kadmiyum gibi metallerin hepsi toksiktir. Özellikle baca gazları kısırlıkta çok etkili. Sanayide kullanılan baca gazlarından çıkan dioksin kısırlık oranını önemli ölçüde artırıyor” diye konuştu.

OBEZİTE KISIRLIK NEDENİ
Son yıllarda hızla artan obezitenin de kısırlaşma oranlarında etkili olduğuna işaret eden Tıraş, vücuttaki 10 kilo fazlalığın kısırlık riskini artırdığını belirtti. Kilosu normalin altında olanların da aynı riski taşıdığına dikkati çeken Tıraş, şunları kaydetti:

“İsveç'te yapılan ve sonuçları Ekim 2011'de yayınlanan son bilimsel çalışma, kilonun kısırlık üzerindeki etkisini bir kez daha ortaya koydu. Makaleye göre, kilosu normalin altında olanlar da üstünde olanlar da sorun yaşıyor. Obez kadınlarda gebelik oranları, normal kilolu kadınlara göre daha düşük. Kilolu olanlarda bu oran 20,8 iken, normal kilolularda 28,3.”

SİGARA KADINLARDA YUMURTA REZERVİNİ AZALTIYOR
Sigaranın kadınlarda yumurtalık rezervini azaltarak gebeliği engellediğini; erkeklerde ise sperm sayısı ve hareketleri üzerinde zararlı etkisi olduğunu vurgulayan Tıraş, cinsel yolla bulaşan hastalıkların kadınlarda tüplerin tıkanmasına yol açtığını söyledi.

Tıraş, erkek kısırlığının yüzde 85 oranında nedeninin belli olmadığına işaret ederek, doğru teşhis ve zamanında müdahalenin tedavide başarıyı artırdığını anlattı.
Sanayide kullanılan ağır metallerin, gıdalarla, suyla ve havayla aldığımız yabancı maddelerin çok büyük rolü var. Benzindeki kurşun, ağır sanayide kullanılan civa, nikel, kadmiyum gibi metallerin hepsi toksiktir. Özellikle baca gazları kısırlıkta çok etkili. Sanayide kullanılan baca gazlarından çıkan dioksin kısırlık oranını önemli ölçüde artırıyor” dedi.
Kaynak7gunsaglik.com

Ne Zaman Egzersiz ve Spor Yapmalıyız?

Vücudunuzun hazır olduğu anda kalori yakmak için harekete geçin. Spor ve egzersizin de uygun bir zamanı var peki ama ne zaman?

Kadınların spor yapması her anlamda çok önemli. İleride oluşacak sağlık risklerini önler, azaltır, cinsel yaşamı destekler, ruh halini yüceltir, güzellik katar ve fit yapar. Sabahın ilk ışıklarıyla açık havada yapılan egzersiz ve spor çok daha etkili. Çünkü metabolizma aç karnına uyandığınızda çalıştırılırsa gün boyu aktif kalır. Günün ilerleyen zaman dilimlerinde de süreyi ve şiddeti arttırarak devam edebilirsiniz. Sabah yürüyüşleri her doktorun da önerisi.

Öğleden sonra yapılan egzersizler de etkili fakat sabahki kadar etkili değil. Sabah egzersizi, gün boyu kan basıncını düzenler, gece daha iyi uyumayı sağlar, zindelik verir, kalori çok yaktırır, stresi azaltır, kuvvet verir ve gelecekte daha az kilo almayı sağlar. Vücudun iç saati daha dinamik çalışır. Enzim aktivitesi düzenlenir, kas fonksiyonu düzgün çalışmaya başlar. Gün boyu enerji verir endorfin salgılatarak mutluluk verir. Her boş zamanınızda spora koşun ama sabah sporunun da önemini bilin.
Kaynak7gunsaglik.com

Gebelikte Gribal Hastalıklar Nasıl Seyreder?

Grip bir anne adayının hastalığı bebeğine de bulaşır mı? Gebeliği nasıl etkiler, nasıl önlem alınır ve tedavisinde nelere dikkat etmek gerekir?

Grip virüsünün bebeğe geçmesi ve bebekte istenmeyen durumlar oluşturması beklenen bir durum değil. Ancak Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir, hastalığın şiddetli belirtilere yol açması ve zatürre gibi hayatı tehdit eden komplikasyonlara zemin hazırlaması nedeniyle gebelik döneminde daha bir önem kazandığını söyledi.

Anne adaylarının genellikle genç ve sağlıklı bireyler olduklarından gebelik döneminde gribe bağlı komplikasyonların nadiren ortaya çıktığını belirten Prof. Demir, ancak böyle bir durumda komplikasyonların daha ağır seyredebileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

“Gebelik döneminde grip belirtileri oluşursa ilk yapılması gereken takip eden doktora danışılmasıdır. Genel bir muayene sonrası doktorun uygun gördüğü tedavi ve öneriler doğrultusunda hareket edilmeli” diyen Demir, şöyle konuştu: “Grip geçiren herkes gibi anne adaylarının da istirahat etmeleri, beslenme ve uykularına dikkat etmeleri esastır. Sigara gebelik ve bebek üzerindeki olumsuz etkilerini grip olduğunda da gösterir ve fazla sayıda sigara içen anne adaylarında grip daha ağır seyreder.”

GRiP GEBELİK VEYA BEBEK AÇISINDAN RİSK OLUŞTURUR MU?
Prof. Cansun Demir, nezle ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyonların çok nadiren zatürre gibi ciddi komplikasyonlar eklenmedikçe hamilelikte bebek açısından risk oluşturmadığını, uygun tedaviyle en fazla 1-2 haftada kolayca atlatıldığını söyledi. Hapşırma ve öksürmenin bebeğe zarar vermediğini ekleyen Demir, gribal enfeksiyonlarda yapılması gerekenleri şöyle anlattı:

HAMİLELERİ RAHATLATACAK ÖNERİLER
“Günlük sıvı alımının artırılması gerekir. Günde 8-10 bardak su veya karşılığı meyve suları ve ayran içilmeli. İştahsızlık sık görülen bir belirtidir. Bu nedenle sık aralıklarla küçük öğünler yenmesinde yarar var. İstirahat çok önemli, mümkün olduğu kadar uzun süreli yatak istirahatı önemli. Burun tıkanıklığını azaltmak için baş yüksekte yatılmalı. Buhar makineleri oldukça yararlıdır ve özellikle soğuk buhar daha iyi gelir.

Bu DURUMLARDA MUTLAKA DOKTORUNUZA BAŞVURUN
• Yüksek risk grubundaysanız,
• Ateşiniz 38 derecenin üzerine çıkarsa ve birkaç gün içinde düşmezse,
• Soluk alıp vermede güçlük olursa,
• Göğüs ağrısı ortaya çıkarsa,
• Şiddetli kulak ağısı, kulaktan akıntı ve kanama olursa,
• Döküntü ve kızarıklık görülürse,
• Ense sertliği ortaya çıkarsa,
• Birkaç gün içinde düzelemediğinizi ve ciddi derecede hasta olduğunuzu düşünüyorsanız.

ANNE ADAYLARI GRİPTEN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALI?
Grip mevsimi olarak da tanımlanan aralık-mart aylarında mümkün olduğunca toplu yerlerde bulunmamak, öpüşme ve tokalaşma gibi yakın temastan kaçınmak virüs alma riskini azaltır. Grip salgını uyarısı olduğunda evden çıkmamak da virüsle karşılaşma riskini etkili şekilde azaltır. Ayrıca dengeli ve sağlıklı beslenme ile hijyen kurallarına özen gösterme de gripten korunmada etkili olur."Kaynak7gunsaglik.com

Girbal Hastalıklardan Hijyen İle Korunun

Ölümcül sonuçlara varabilen temizlik eksikliği özellikle gribal hastalıkları tetikliyor. Elleri daha sık yıkamalı ve temizliğe önem vermeliyiz..

Türkiye'nin büyük bölümünde mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklığı dolayısıyla gribe karşı kişisel gerekli önlemlerin yeterince alınmadığı bildirildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal, yaptığı açıklamada, dünyada ve Türkiye'de geçen iki yıl üst üste domuz gribi açısından çok büyük bir risk yaşandığını söyledi.

Bu risk dolayısıyla geniş kapsamlı aşı kampanyası yürütüldüğünü ifade eden Köksal, ''Dünyada beklenen ve korkulan şeyler olmadı ama bu demek değildir ki grip görülmeyecek. Büyük çaplı salgın olmadığı için bir rehavet oldu, sanki grip sorunu çözüldü gibi algılandı. Hayır, grip sorunu çözülmedi ancak ölüm senaryolarındaki kadar da büyük bir pandemi olmadı'' dedi.

Köksal, Türkiye'nin salgını daha hafif atlattığını, ancak çok vaka gördüklerini anlatarak, ''Grip pandemileri 20-30 yıl aralarla olur ama ondan sonra vakalar bitmez, vakalar yine olur. Bu sene yine grip vakalarını görüyoruz. H1N1, yani domuz gribi vakalarını görüyoruz. Bir kaç hafta önce grip vaka sayısında artış oldu'' diye konuştu.

Hava sıcaklığının mevsim normalinin üzerinde seyretmesi ve ardından bir anda soğuması dolayısıyla toplu yaşam ortam kullanımının arttığını vurgulayan Köksal, şöyle devam etti:

''Toplu yaşanan yerlerde havalandırma yapılmaması ya da düzeninin bozulması vaka artışlarına sebep oldu. Bu sene grip vakalarını geçen yıllardaki kadar olmasa da görüyoruz. Bu vakaların risk grubu dediğimiz grupta ağır seyredeceğini biliyoruz. Grip aşısını herkes yaptırsın. Özellikle risk grubu dediğimiz 65 yaşın üzerinde olan veya daha genç yaşta olup şeker, kalp, hipertansiyon, kanser hastası olan veya herhangi bir sağlık sorunu olanlar daha da riskli grupta yer almaktadır. Bu kişilere mutlaka aşılanmalarını öneriyoruz.''

"REHAVETE KAPILMAMAK GEREKİYOR"

Prof. Dr. Köksal, mevcut aşıların içinde domuz gribine karşı koruma da bulunduğunu belirterek, ''Grip aşısı, hepsine karşı ortak hazırlanan bir aşıdır ve sağlık kuruluşlarımızda 65 yaş üzerindeki herkese, yaşını beyan ettikten sonra ücretsiz yapılmaktadır. Dolayısıyla aşı ile korunulabilen bir hastalıkla karşı karşıya iken neden hasta olalım'' dedi.

Gripten korunmanın aşının yanı sıra hijyen kurallarına dikkat etmekle de mümkün olduğunu ifade eden Köksal, şunları kaydetti:

''Grip toplu yaşam alanlarında solunum yoluyla bulaşan bir hastalık. Öksürmeyle veya öksürürken elimizi ağzımıza götürüp sonrasında biriyle tokalaştığımızda virüs bulaşabilir.

Ayrıca yine yüzeylere dokunup başka birileri bu alanlara dokunduğu zaman da virüs bulaşmakta. Bu nedenle iki şey çok önemli. Bunlardan birisi hasta kişilerin ya evlerinde olmaları ya da dışarı çıkarken maske takmaları ve yüzeylere dokunduktan sonra mutlaka ellerini yıkamaları gerekli. Bu her iki yöntem de korunma bakımından çok büyük önem arz etmekte. Elimizi ağzımıza değdirdiğimizde mutlaka elimizi su ve sabunla yıkamalıyız.''

Prof. Dr. İftihar Köksal, vaka sayısında bir kıpırdanma olduğunu ancak geçen yıllarda ki kadar fazla olacağını tahmin etmediklerini anlatarak, şöyle devam etti:

''Daha önce yapılan aşılamalar, hastalığın hızını almış olması, virüsün zaman içinde hastalandırma gücünü kaybetmesi gibi etkenler dolayısıyla hastalığın geçen yıllardaki kadar ağır vakalara gitmeyeceğini tahmin ediyoruz. Rehavete kapılmamak gerekiyor. Grip, kışın en önemli hastalıklarından birisidir ve zamanında müdahale edilmezse ölümcül olabilir. Onun için kişilerin dikkat etmesi, hasta kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması lazım. Çünkü ilk 48 saat bizim için çok önemli. Bu sürede verilen antiviral ilaçlarla hastalığı kontrol altına almak mümkün. Kış çok soğuk geçmediği için rehavete kapılmamak, mutlaka önlemler almak gerekiyor.''Kaynak7gunsaglik.com

Gebelikte Kurtarıcı ve Mucizevi Meyve: Ananas

Hamilelik döneminde görülen sindirim problemleri ve kabızlığa birebir bir meyve. Ananasın gebelikteki faydaları..

Ananasın düzenli olarak gebelikte tüketildiğinde anne adaylarının sağlığına olumlu etki yaptığını belirten Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, bu meyvenin bağırsakları çalıştırıcı özelliği ile de hamilelik döneminde kabızlığa doğal çözüm olduğunun altını çizdi.

Ananas, sıcak iklimde yetişen tropikal meyvelerden biridir. Ananasın büyük bir kısmı sudur ve kalorisi oldukça düşüktür. İçeriğinde demir, kalsiyum, potasyum, magnezyum, A vitamini, B ve C vitaminleri bolca bulunmaktadır.

Vücuttaki şişkinlik ve iltihapları azaltır

Ananas, cildi pürüzsüzleştirir, tırnak ve saçları güçlendirir, gözlere sağlık getirir. Aynı zamanda kanser oluşumunu engeller. Protein sindiren ve zayıflamayı sağlayan enzim olan bromelain sayesinde sadece sindirime yardımcı olmakla kalmaz, vücutta meydana gelebilecek olan iltihapları ve şişkinlikleri de etkili bir biçimde azaltır. Ananas, az bulunan bir mineral olan manganezin mükemmel bir kaynağıdır. Antioksidan koruma sağlar ve bağışıklık sisteminin destekçisidir. Sağlıklı bir diyet meyvesidir.

Hamilelikte görülen kabızlığa doğal çözüm

Hamilelerde kilo artışı ve salgılanan hormonlara bağlı olarak kabızlık sorunu meydana gelir. Kabızlık, hamilelerin en sık şikayetçi oldukları durumlardan biridir. Dikkat edilmezse oldukça rahatsızlık verir. Anne adayları bu tatsız durumdan ananas tüketerek kurtulabilirler. Ananasın faydaları arasında bağırsakları çalıştırıcı özelliği de bulunmaktadır. Hamilelerin ananas yemesi kabızlığa karşı en etkili doğal bir çözümdür.

Anne adayını hastalıklara karşı korur

Ananasın içinde bulunan faydalı vitamin ve mineraller ise bağışıklık sistemini güçlendirerek anne adayını hastalıklara karşı korur. Ananas ayrıca hamilelikte oluşan el ve ayakların şişliğinin inmesinde etkilidir. Ananasın ödem atıcı etkisi anne adaylarının şişliklerinin oluşumunu engeller. Ananas vücutta biriken fazla ödemin atılmasına yardımcı olur. Bunun yanı sıra ananas stresin giderilmesinde etkilidir. Hamilelerin doğum stresinin azalmasına yardımcı olur. Anne adayları abartmamak kaydıyla bu besinden faydalanmalıdırlar.
Kaynak7gunsaglik.com

Hayat Kürleri, MS Hastaları için Bitkisel Çözüm Önerileri Video

SağlıkI Yaşam Haberleri
Hayat Kürleri, MS Hastaları için Bitkisel Çözüm Önerileri Video

7 Dakikalık Egzersizlerle Fit Kalın

Çok basit ve sadece 7 dakikanızı alacak hu birkaç hareketle fazlalıklardan kurtulun zinde ve fit kalın.

Duvara sırtınızı dayayın. Kollar ileri öne gergince uzatılacak. Çömelin oturur gibi kalın dizler 90 derece bükülü kalsın. Bir süre bekleyip tekrar kalkın ve hareketi tekrarlayın. 30 saniye boyunca öyle kalın. 12 tekrardan 2-3 set yapın. 10 ar saniye ara verin.

Şınav hareketi de kollar, omuzlar, sırt kadar karın ve diğer kasları da çalıştırır. Parmak uçları ve ellerle yerden güç alıp yarım veya tam eğilip kalkın. Dinlenme, uygulama ve set tekrarları aynı.
Mekik hareketlerinin birkaç türünü birden mola vererek tekrarlayın.

Step yapın. Önünüze yüksekçe bir basamak ya da sandalye alın. Tek bacakla çıkıp iki bacakla bitirin ve tekrar inin. 30 saniye boyunca tekrar edin.
Squat yani çömelme hareketi ise bacak ve kalça için benzersiz bir harekettir. Kasarak yapın.

Kolların arkalarını çalıştırmak için kolların tersiyle dirsekten sandalyeye tutunup inip kalkın.
Lunges, plank ve dizleri çeneye çekme turlarını da uygulayın.
Kaynak7gunsaglik.com

Rehabilitasyon Merkezleriyle İlgili Değişiklik

Rehabilitasyon merkezleri insan sağlığı için oldukça etkili olan merkezler. Peki son zamanlarda neden sürekli bu merkezler kapatılıyor?

Sayıları hızla artan rehabilitasyon merkezlerine kilit vuruluyor. Hürriyet Dünyası'ndan Nuray Babacan'ın haberine göre rehabilitasyon merkezlerine devletin ödediği yardımlar suistimale neden oldu.

Her engelli birey için devlet iki asgari ücret tutarında yardım yaparken, merkezler bu yardımları toplamak için engelli vatandaşları evlerden topluyor ve örneğin öğrenci kurumu bıraksa dahi evrakları gönderilmeyerek devletten yardım alınmaya devam ediliyor. Hatta bazı kurumların ölen engellilerin bile yardımlarını almaya devam ettiği ortaya çıktı.

Çok sayıda şikayet gelmesi üzerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, yeni rehabilitasyon merkezlerinin açılmasıyla ilgili talepleri dondurdu, denetimler sıklaştırıldı. Son 6 ayda 10 rehabilitasyon merkezi kapatılırken, 150 merkezi de mercek altına aldı.

İstanbul'da hizmet veren Özel Gökkuşağı Eğitim kurumlarından Rakibe Safa Vardan kurumlarla ilgili benzer şikayetleri öğrenci velilerinden duyduklarını belirterek konu ilgili şunları söyledi:

"Bakım ile ilgili her kurumun içini bilemiyoruz ama genellikle kurumlar velilerin evraklarını göndermiyorlar. Böyle bir sıkıntı var." dedi. Evrakların gönderilmemesi şu anlama geliyor. Kurum hala öğrenci kendisine geliyormuş gibi gösterip bunun ödemesini almaya devam ediyor. Eğitim ile ilgili her kurum farklılık göstersede bu konudaki denetimlerin sıkı olduğunu ifade eden Vardan: "Kurumlarda eğitimle ilgili denetimler ayda bir yapılıyor. Bununla ilgili bir sıkıntı yok. Zaten veliler de artık çok bilinçli. Öğretmenden memnun kalmadıkları anda söylüyorlar, değiştiriliyor. Öğrenci başka sınıfa veriliyor." dedi.

Hürriyet.com.tr yazarı Ayşegül Domaniç Yelçe de bu tür kurumların içinde çok iyi olanları da olduğunu belirterek bu durumun hepsine mal edilmemesi gerektiğini belirtti.Kaynak7gunsaglik.com

Koah İçin Tedbirli Olunmalı

Koah da denilen bu ciddi karaciğer hastalığı ne kadar biliniyor ve önlem almak ne kadar mümkün?

GlaxoSmithKline'ın (GSK) Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki 11 ülkede yürüttüğü ve KOAH ile ilgili ilk bölgesel ve toplum bazlı araştırma, bu ülkelerde 13 milyondan fazla KOAH hastası olduğunu tespit etti.

Türkiye'de KOAH görülme sıklığını yüzde 4,2 olarak ortaya koyan araştırmaya göre, yaklaşık 74 milyon nüfusu olan Türkiye'de, 3 milyona yakın KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor. Çalışmanın bulgularına göre astım ve kronik kalp yetmezliği ile benzer oranda görülme sıklığına sahip olan KOAH'ın, 2030'a kadar dünya genelinde en fazla ölümle sonuçlanan ilk dört hastalıktan biri olacağı öngörülüyor.

TÜRKİYE'DE HER 100 KİŞİDEN 4'Ü KOAH'LI
Araştırma Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Fas, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde yapıldı. 11 ülkede KOAH hastalığının görülme sıklığı ortalaması yüzde 3,6 iken, Türkiye'de bu oran yüzde 4,2'ye çıkıyor. Bu bulgularla Türkiye 11 ülke arasında KOAH'ın en sık görüldüğü üçüncü ülke konumunda bulunuyor. Hastalığın en sık görüldüğü ülkeler ise yüzde 5,4 ile Ürdün ve yüzde 5,3 ile Lübnan. BREATHE Çalışması bulguları, sigaranın bölgedeki en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri olduğunu gösteriyor.

Araştırmanın gerçekleştirildiği ülkelerde ortalama olarak her 100 kişiden 30'u sigara kullanıyor. Türkiye, 11 ülke içerisinde sigara içme oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri; erkeklerin yüzde 60'ı, kadınların ise yüzde 23,5'i sigara kullanıyor.

Araştırma, KOAH'ın tanı ve tedavisi ile ilgili sorunları da ortaya koyuyor. KOAH vakalarının üçte biri değerlendirme altına alınmıyor. KOAH tanısı koyulan kişilerin ise üçte ikisi doğru tedavi imkânlarından yararlanamıyor. Çalışma, KOAH hastalarının, hastalıkları ile ilgili farkındalık düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor. Hastaların yüzde 30'u hastalığının altında yatan nedenden emin değil; yüzde 50'si ise sigara içmenin potansiyel bir neden olduğunu bilmiyor. Üstelik KOAH tanısı konulan hastaların yüzde 65'i hala düzenli olarak sigara içiyor. Araştırma, KOAH hastalarının günlük yaşantılarının da önemli derecede etkilendiğini gösteriyor. Araştırmaya dâhil edilen hastaların yüzde 27'si solunum problemleri nedeniyle çalışamazken yaklaşık üçte ikisi günlük aktivitelerinde KOAH'a bağlı kısıtlamalar hissediyor.

ARAŞTIRMA KOAH TEDAVİSİ İÇİN ALTYAPI OLUŞTURACAK
Dr. İpek Demircan yapılan araştırmayı şöyle değerlendirdi: "BREATHE Çalışması, bölgede hem toplumsal maliyet, hem de bu sağlık sorununun hastalar ve aileleri üzerindeki etkileri açısından KOAH'ın getirdiği yükü ölçen ilk çalışmadır. Yapılan çalışma, Türkiye'de ve diğer ülkelerde bu kronik durumla yaşayan hastaların korunması, tanısı, tedavisi ve yaşam kalitesinin iyileştirmesi için hepimize bir aksiyon çağrısıdır. Biz bu çalışmayı uzun soluklu bir taahhüdün temel basamağı olarak görüyoruz. Elde edilen bulguların, kamu kuruluşları ve sağlık hizmeti uzmanları aracılığıyla toplum sağlığı planlamasına ve bu kronik hastalıkla yaşayan insanların yaşam kalitelerinin artmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz."Kaynak7gunsaglik.com

Fıtık Sanılan Bel Ağrısı Neyin Göstergesi?


Her bel ağrısını veya kasılmasını fıtık sanıyoruz. Oysa ki altında başka gerçekler yatıyor olabilir..

Yetişkin nüfusun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen ve kısa sürede geçtiği için sıklıkla önemsenmeyen bel ağrılarının aslında önemli bir romatizmal hastalık olan ve kişinin tüm hayatını etkileyen Ankilozan Spondilit’in habercisi olabileceğini biliyor muydunuz?

İç Hastalıkları ve Romatoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Soy’la genç nüfusta daha fazla görülen, bel fıtığı tanısı ile yıllarca tedavi gören; hatta ameliyat olanların hastalığı, Ankilozan Spondilit’i konuştuk.

BEL AĞRINIZI DİKKATE ALIN!
Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problemdir. Erişkin toplumun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları görülür. Çoğu klinik önemi olmayan ve kısa sürede geçen ağrılar olduğu için genellikle önemsenmez. Ancak bu ağrıların bir kısmı bel fıtığı, bel omurlarında çökme kırığı gibi mekanik nedenlerle; bir kısmı da özellikle genç-orta yaşlarda başlayan iltihaplı romatizma türü olan Ankilozan Spondilit (AS) ve ilişkili hastalıklar nedeni ile olur. Ayrıca nadir de olsa bazı kanser türleri de kendisini ilk defa bel ağrısı ile gösterebilir. Yine Brusella gibi bazı enfeksiyonlar da bel ağrısı ile ortaya çıkabilir. Bu nedenle bel ağrısı ciddiye alınmalı ve altta yatan bir hastalık olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

GENÇLERDE ORTAYA ÇIKAN BEL AĞRISI ÖNEMSENMELİ
Gençlerde ortaya çıkan ve kronik bel ağrısına neden olan Ankilozan Spondilit (AS), son yıllarda toplumda daha sık görülmeye başlamıştır. Nedeni henüz bilinmese de hastalığın görülme oranı genetik faktörlerle ilişkilidir. Ankilozan Spondilit hastalarında HLAB27 denilen bir gen, sağlıklı insanlardan, en az 10 kat daha sık saptanır. Anne-babanın birinde bu hastalık varsa çocuklarda çıkma olasılığı yüksektir. Ayrıca bazı barsak ve idrar yolu hastalıklarına yol açan mikroplar Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıkların gelişimine yol açar. Yine Sedef hastalığı (Psöriazis), Crohn, Ülseratif kolit gibi iltihaplı barsak hastalıkları da bu hastalıkların ortaya çıkışına neden olabilir.

ANKİLOZAN SPONDİLİT HASTASI MISINIZ? TEST EDİN VE ÖĞRENİN!
20-40 yaşları arasında mısınız ve sinsi seyreden bir bel ağrınız mı var?
Bel ağrınız gece yarısından sonra başlayarak sabahları daha fazla mı oluyor?
Uyandığınızda yataktan kalkarken zorlanıyor musunuz?
Uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra beliniz daha fazlı mı ağrıyor?
Hareket edince, işe gidince ya da sıcak su ile banyo yapınca belinizin ağrısı azalıyor mu?
Belinizin yanı sıra sırtınız ve boynunuz da ağrıyor mu?
Bel, sırt ve boyun hareketleriniz kısıtlanmış gibi mi?
Sırtınızda kamburluk mu oluşmaya başladı?
Bu sorulardan en az birine yanıtınız evetse bir an önce bir hekime başvurmanızda yarar var.

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE İLİŞKİLİ HASTALIKLAR SADECE BELİ TUTMAZ!
Ayak bileği diz gibi eklemler başta olmak üzere birçok eklemi de tutabilir. Kalça ekleminde tutulum kalça protezi gerektirecek kadar ağır olabilir. Bazı olgularda hastalık ilk defa üveit denilen bir göz hastalığı ile başlar. O nedenle özellikle ön üveit hastalığı olan herkesin Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıklar açısından araştırılması şarttır. Sedef hastalığı ve iltihaplı barsak hastalığı olan kişilerde de bel ağrısı olursa bu hastalıklar açısından dikkatli olunması gerekir. Daha az olarak kalp, akciğer ve böbrek sorunlarına da yol açabilir. Omurlarda kemik yoğunluğunda azalma ve çökme kırıklarına yol açabilir. Erkeklerde daha ağır seyreden ve zaman için ağır kamburluğa kadar giden Ankilozan Spondilit; kadınlarda daha hafif seyreder. Kadınlarda ağır hastalık tablosu daha nadir gelişir. Ancak bu hastalığın kadınlarda tedavi edilmemesini gerektirmez. Tedavi edilmeyen hastalarda omurga ve diğer eklemlerde deformiteler ile böbrek ve kalp sorunları başta olmak üzere birçok sorun ortaya çıkabilir. Romatoloji uzmanına zamanında başvurulması hastalığın daha erken tanınmasını sağlar.

ANKİLOZAN SPONDİLİT TEDAVİSİNDE HEDEF İLTİHABI BASKILAMAKTIR
Bunun için çeşitli iltihap giderici ilaçlar kullanılır. İlaç dışında hastalara sırt kaslarını güçlendirici egzersizler önerilir. Bu hastalar için en uygun sporlar; yüzme ve voleyboldur. Ayrıca kişinin yan uyumaması, sırtüstü ya da yüzükoyun ve engin yatmaları, sigarayı bırakması önerilir.Kaynak7gunsaglik.com

Prostat Kanserinin Risk Faktörleri ve Teşhisi

Prostat kanseri neden oluşur? Risk faktörleri, neden olduğu rahatsızlıklar, tedavi süreci, teşhisi nasıl yapılır ve belirtilerini Prof. Dr. Süleyman Ataus anlattı..

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Ataus anlattı:

Prostat kanseri sık görülüyor mu?

Prostat kanseri genel olarak bütün dünyada erkeklerde en sık görülen kanserdir. Örneğin Amerika’da 2009’da 200 bine yakın yeni prostat kanseri tanısı ve 30 bin civarında erkeğin de bu hastalıktan hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

Sebepleri neler?

Kesin sebepleri bilinmemekle birlikte riski artıran bazı faktörler sayılabilir. Yaş, ırk, ailede prostat kanseri olması, genetik, beslenme özellikleri, şişmanlık, egzersiz alışkanlığı, prostatın iltihabi ve enflamatuar hastalıkları gibi... 50 yaşından sonra riskin arttığını biliyoruz. Tanı konulan 3 hastadan 2’si 65 yaş üzerinde. Nedeni kesin bilinmemekle birlikte siyah ırkta daha sık ve saldırgan seyrediyor. Ailesinde birinci dereceden yakınlarında prostat kanseri olanlarda risk artıyor. Özellikle de erken yaşta bu hastalığa yakalanmışlarsa. Bu kişilerin en geç 40 yaşından itibaren prostat kanseri açısından düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekiyor.

Şişmanlık riski artırıyor mu?

Bu konuda tam bir görüş birliği olmamakla birlikte şişmanlığın prostat kanseri riskini artırdığını gösteren pek çok çalışma bulunuyor. Şişman hastalarda hastalığa daha ileri aşamalarda tanı konulduğu ve daha saldırgan seyrettiği yolunda da bazı bulgular var. Son olarak aşırı şişmanlık tanı aşamasından başlayarak hastalığa yaklaşımı güçleştiriyor.

Belirtileri neler?

Prostat kanserinin kendine özgü hiçbir belirtisi yok. Özellikle erken dönemde hiçbir bulgu ve belirti vermez. Hatta bazen kemiklere yayıldığı halde hiçbir yakınmaya yol açmayabilir. Bu nedenle 40 yaşından sonra her erkeğin yılda bir kez üroloğa gitmesi lazım. Prostat kanserinin belirtileri prostatın iyi huylu büyümesinde ya da prostat iltihaplarında görülen yakınmalara benzeyebilir. İdrarı başlatmada güçlük, gece ve gündüz sık idrara gitme, yanma, kesik kesik veya çatallı işeme, idrar tazyikinde ve çapında azalma, tam boşalamama hissi görülebilir. Daha nadiren idrarın ve meninin kanlı gelmesi hastalığın belirtisi olabilir. Bunların dışında ileri aşamalarda yayıldığı organla ilgili belirtiler verir. Örneğin kemiklerin tutulduğu durumlarda bazı hastalar bel ya da kalça ağrıları nedeniyle ortopedi ve fizik tedavi gibi uzmanlık dallarına başvurabilirler.

Korunmak için nasıl beslenmek gerekir?

Bu konuda da kesin veriler olmamakla birlikte kırmızı et ağırlıklı, yüksek yağlı ve lifli gıdalardan fakir beslenmenin ve az sebze ve meyve tüketmenin olumsuz bir etkisi var gibi görünüyor.

Düzenli sporla risk azaltılabilir mi?

Egzersizin prostat kanseri riskini azalttığı gösterilmedi. Ancak şişmanlığın ve kan yağlarının yüksek olmasının prostat kanseri üzerindeki olumsuz etkisini biliyoruz. Düzenli sporun dokuların oksijenlenmesi, kas kitlesinin ve kilonun korunması, kan şekerinin düzenlenmesi gibi olumlu pek çok etkisi var. Ayrıca düzenli spor yapan kişilerdeki fiziksel ve ruhsal iyi hissetme nedeniyle elbette düzenli egzersiz önerilir.

AKCİĞER KANSERİNİ ÖNLEMEK ELİNİZDE

Memorial Ataşehir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir akciğer kanserinden korunma yollarını anlattı:

Risk faktörleri nelerdir?

Akciğer kanserinin yüzde 85’inden sorumlu olan sigaradır. Günde 1 paket sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 20 kat daha fazladır. Sigaraya başlama yaşı, içme süresi, içilen sigara sayısı kanser gelişimini etkiler. Pasif içicilik yani sigara içilen ortamlarda bulunularak sigara dumanına maruz kalmak da akciğer kanseri riskini artırır. Genetik geçiş, asbest, radon gazı, hava kirliliği sorumlu tutulan diğer faktörlerdir. Verem gibi bazı akciğer hastalıkları, akciğerlere radyoterapi uygulanması akciğer kanseri riskini artırır. İçme sularında yüksek düzeyde arsenik maddesinin bulunması da akciğer kanseri nedeni olabilir.

Belirtileri nelerdir?

Hastalığın hiçbir belirtisi olmayabilir. En sık görülen belirtileri ise şunlar: Nefes darlığı, geçmeyen ve giderek kötüleşen öksürük, kanlı balgam, iştah kaybı ve zayıflama. Göğüs ağrısı, hırıltılı solunum, ateş, ses kısıklığı, yüz ve boyunda şişme, omuz ve kol ağrısı, yutma güçlüğü görülen diğer belirtiler.

Önlenebilir mi?

Önlemenin en basit yolu sigara içmemek ve sigara içilen ortamlardan uzak durmak. Sigarayı bırakmakla risk azalmaya başlar ve 10 yıl sonra akciğer kanseri oluşma riski yüzde 50 azalır. Asbest, radon gazı, hava kirliliği gibi mesleki ve çevresel faktörlere maruz kalmamak için de gerekli önlemler alınmalı. Birçok çalışmaya göre, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze yiyenlerin akciğer kanseri risk daha düşük. Bu arada sigara içip yüksek doz ‘beta karoten ve A vitamini alanlarda kanser riskinin arttığı da görülmüş.
Kaynak7gunsaglik.com

D Vitamini Prematüre Ölüm Bağlantısı

D vitamini düzeylerimizin yüksek olması sağlıklıyız ve yeterli besleniyoruz anlamındadır.

California tıp merkezinin yeni bir araştırmasına göre düşük D vitamini düzeyleri ile erken ölüm arasında bir bağlantı bulunmuştur. D vitamini kemiklerde kalsiyum ve fosfor emilimi için çok gerekli hatta hayati önem taşıyor. Hücreler arası iletişimi düzenliyor bağışıklığı destekliyor ve yağda çözünebilen bir vitamin. Kemik sağlığının uzun vadede korunması için gerekli. Düşük düzeylerde ise kemik sağlığı riske giriyor kemik hastalıkları başlıyor.

Son duruma göre de ömür kısalıyor ve erken ölümler yaşanabiliyor. Gebelikte ilk 26 hafta içinde düşük D vitamini düzeyleri preklampsi riskini oluşturuyor. Gebelik sorunları, bebek sorunları, prematüre doğum ve ölümler yaşanabiliyor. Erken ölüm riski bu şekilde 2 kat daha fazla. Kan testlerinde hidroksi D düzeyleri düşük olanların risk eşiğinde oldukları görülmüştür. Çocuklar ve yetişkinler günde yeteri miktarda D vitamini takviyesi almalı. D vitamini içeren besinler ve güneşten yararlanmalı.
Kaynak7gunsaglik.com

İşlenmiş Kırmızı Et Kalbi Kötü Etkiliyor

İşlenmiş kırmızı et ve şarküteri ürünlerini tüketmek kalp yetmezliğine yol açıyor.

Erkeklerde potansiyel ölümcül kalp yetmezliği sebeplerinden biri. Geç teşhis konması da işleri zorlaştırıyor ve teşhisten sonraki 5 yıl içinde bu kişiler hayatını kaybediyor. Sağlık bakım maliyetleri ise oldukça yüksek. Bunun için sebze, kepekli tahıllar, düşük yağlı süt ürünleri, kümes hayvanları, balık ve fındık meyve ve omega 3 içeren besinleri tüketmeliyiz. Haftada 3 kez balık çok iyi. Kırmızı eti azaltın ve işlenmiş kızartılmış kırmızı etten kaçının.

Sosis, sucuk, ciğer, sakatat gibi etlerden uzaklaşın. Kalp yetmezliğinde diğer yaşamsal koşullar yaşam tarzı kadar beslenmek de çok önemli. Kalp hastalığı geçmişi ve aile öyküsü olanların daha dikkatli olması gerek. Kalp yetmezliği işlenmiş kırmızı et tüketen kişilerde %30 kadar daha fazla görülüyor. Erkeklerin ise ölüm oranları kadınlara göre 2 kat daha fazla. Günlük 50 gram kadar kırmızı et uygun. Ekstradan her fazla dilim ya da parça ölüme götürüyor.
Kaynak7gunsaglik.com

Jinekoloğunuz İle Doğum Kontrolü Planlarınız

Doğum kontrolü seçenekleriniz çok ve etkili bir yöntem seçmelisiniz. Bu konuda jinekoloğunuz da yanınızda.

Her kadının bir jinekoloğu olmalı ve bu doktorların da destek verdiği en önemli konulardan biri de korunma yöntemidir. Doktorunuzla sizin korunma fikirleriniz birbirinden çok farklı olabiliyor.

Doktorunuz size en uygun sağlığınıza göre en iyi yöntemi belirlerken size ve eşinize göre başka bir yöntem uygun olabilir. Gebeliği ve cinsel hastalıkları önleyen korunma yöntemlerinin nasıl kullanıldığı da burada çok önemli. 417 kadın ve 188 jinekolog ile yapılan araştırmalarda şu sonuçlar çıkmıştır.

Güvenilirlik, etkinlik, kullanım zorluğu gibi konular ön plandadır. Kadınların en büyük sorusu bunların nasıl kullanılacağıdır. Ne sıklıkla ne zamanlarda ve nasıl kullanılacağı merak konusudur. Yöntemlerin etkinliği yani işe yararlılığı kadar yan etkileri de kişiden kişiye değişir. Örneğin haplar depresyona adet düzensizliğine vs sorunlara yol açabilir. Jinekoloğunuzla konuşarak ve deneyerek en uygun korunma yöntemini bulun ve aksatmadan uygulayın.
Kaynak7gunsaglik.com

Hızlı Ve Pratik Fıtık Ameliyatı

Ağrı’da bir hastanede uygulanan kapalı cerrahi yöntemle hastalar fıtık ameliyatını hemen olup aynı gün taburcu ediliyor.

Ağrı'da uygulanmaya başlanan kapalı cerrahi yöntemle 3 dakikada fıtık ameliyatı olan hastalar 3 saat sonra da taburcu ediliyor.

Ağrı Devlet Hastanesi'nde kapalı cerrahi müdahaleyle bel fıtığının alınması “Perkütan hidrodiskektomi” yöntemiyle fıtığı olan hastaların ameliyatları 3 dakikada yapılmaya başlandı.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Hikmet Aytekin, Amerika'dan Türkiye'ye gelen bu yeni yöntemin Doğu Anadolu Bölgesi'nde ilk kez Ağrı'da uygulandığını söyledi.

Ciltten kapalı girilerek bel fıtığının alınması yöntemiyle bölgede 9 hastayı ameliyat ettiklerini ifade eden Aytekin, “Ağrı'da, Türkiye'ye Amerika'dan yeni gelmiş bir sistem var. Perkütan hidrodiskektomi sistemi. Biz de Ağrı Devlet Hastanesi'nde bu sistemi kullanıyoruz” dedi.
Aytekin, halk arasında lazer denen sistemlerin ülkede yaklaşık 10-15 yıldır uygulandığını, bu yeni yöntemin lazerli yöntemlere göre daha faydalı olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Tabi bu teknikler gitgide geliştiriliyor. Lazer tekniklerinin yanında başka tekniklerde geliştiriliyor. En son lazer tekniklerinin nüks oranının yüksek olması ve çok efektif olmaması nedeniyle yeni tekniklerde geliştirildi. Şimdi bu yeni sistem olan perkütan hidrodiskektomi sistemiyle biz öncelikle hastayı belinden uyuşturuyoruz. Skopi denen röntgen cihazıyla görüntüler alarak gireceğimiz mesafeyi belirliyoruz. Giriş aparatlarıyla fıtık bölgesine girip diski bu cihazla çalıştırarak boşaltıyoruz. Bu cihazla gelen 'L' şeklinde bir aparatı ve bir de yanında bir düz aparatı var. Bu aparatla su çok hızlı bir şekilde saate 900 kilometre saniye hızla diske çarpıyor ve diski toz haline getiriyor. Aynı zamanda diğer aparattan aynı anda çekiyor, alıyor. Biz yaklaşık bu işlemi 3 dakika uyguluyoruz hastaya. Hasta 3 saat sonra kalkıp yürüyor ve taburcu oluyor. Hem hastaneye yatış süresi hem işine dönüş süresi her açıdan çok avantajlı.”

"DOĞU ANADOLU BÖLGESİ'NDE BİR TEK BİZ KULLANIYORUZ"

Bu yöntemin Türkiye'ye 3-4 ay önce geldiğini, Doğu Anadolu Bölgesi'nde ilk kez Ağrı'da uygulandığını anlatan Aytekin “30 Kasım'da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde bu sistemin bir kursu oldu. Cerrahpaşa ekibi zaten oradaydı. Onlarla 22 hekim vardı. Doğu Anadolu Bölgesi'nde bir tek biz kullanıyoruz. Tabi başka dediğimiz gibi bu lazer teknikleri gibi şeyler var ama anlattığım şekilde bu daha efektif bir yöntem. Diğer yöntemlere göre nüks oranı daha düşük. Hasta dramatik olarak fayda görüyor. Çok çabuk iyileşiyor” diye konuştu.

Aytekin, bu yeni yöntemin büyük fıtıklara uygulanmadığına dikkati çekerek, “Hangi doktora gitsem fıtığın küçük dedi ameliyat yapmadı' diyen hastalar bizim aday hastalarımız. Ameliyatın ardından anında hasta rahatlıyor. 3 saat sonra kalkıp yürüyor evine gidiyor” ifadelerini kullandı.Kaynak7gunsaglik.com

Hayat Kürleri Romatoit Artr, Prof . İbrahim Saracoglu


SağlıkI Yaşam Haberleri . Hayat Kürleri Romatoit Artr, Prof . İbrahim Saracoglu

Trans Yağların Güvenilir Olmadığı Kanıtlandı

Önceden zararsız gıda katkısı olarak bilinen trans yağlar FDA tarafından yapılan çalışmalara göre sağlıksız ve güvensizdir.

Gıdalara yüksek oranda katılmaktadır ve özellikle işlenmiş hazır dışarı ürünlerinde trans yağ bolca kullanılır. Test ve onay olmadan yıllardır bu ürünleri kullanıyoruz.

Trans yağ içeren gıdalar oldukça risklidir. Yapay trans yağlar ise güvenilir listeden tamamen kalkmıştır. Doymuş ve doymamış yağların bu durumu tartışılırken trans yağların durumu üzerinde durulmamış ve yıllar boyunca bu gıdalar tüketilmiştir.

New York’da bu kanıtlardan sonra trans yağ kullanımı tamamen yasaklanmıştır. Şimdi bu yasal süreci hızlandırmaları bekleniyor. Trans yağlar bir doymamış yağ grubudur.

Keten tohumu, ceviz, fındık yağları gibi omega 3 içeren bitkisel doğal ve sağlıklı yağlara yönelmek sağlıklıdır ve ömrü uzatır. İşlenmiş, kızartılmış, trans ve doymamış yağlar ise ömrü kısaltır birçok sorunda neden olur.

Geviş getiren hayvanların midesinde bağırsağında bakteriler bulunabilir. Trans yağlar buralardan elde edilir. Yani oldukça risklidir çünkü bakteriler insanlara geçebilir. Sığır koyun manda geyik etlerinde ve süt ürünlerinde trans yağ bulunmaktadır. Hayvansal yağlar yerine bitkisel yağları kullanalım.

Şarküteri ve kızartma ürünlerini tüketmeyelim. Kolesterol, kalp, damar tıkanıklığı, beyin damarlarında kan pıhtılaşması, diyabet, ölümcük etkilere sebep olabilir. Alternatif yağlara yönelmek için geç kalmayın. Trans yağlar tüm bu hastalıklara hatta kalp krizinden ölüme bile sebep olabiliyor.Kaynak7gunsaglik.com

Aile Terapisi Nedir? Ne Zaman Gereklidir?

Aile terapisi, günden güne birçok aile tarafından tercih edilen, aile fertlerinin aile içerisindeki problemlerine bir bütün olarak bakar. Tüm ailenin bir arada bulunması ile tedavi gerçekleştirilir.

Aile terapisi genellikle; şiddet, geçimsiz ve hırçın çocuklar, boşanma konusu gibi durumlarda aile sistemini bozmamak ve iyileştirmek adına başvurulan bir yöntemdir.
Aile içerisinde var olması beklenen temel gereksinimlerin yok olması veya azalması gibi durumlarda aile terapisi devreye girer. Eski gereksinimleri yerine getirmek ve kişilerin aile içerisinde ne şekilde davranması gerektiği konularda bilinçlendirilmesi ile alakalı olarak terapist tarafından devamlı bir eğitim programı uygulanır.
Aile içerisinde şiddet durumu olan vakalarda kişiler arası nefret ve utanç duygusu ortaya çıktığından göz göze ve yumuşak bir iletişim oluşturulamaz. Terapi sonrası uyumlu, sevgi dolu, göz göze iletişim kurma şekli ilk günkü haline getirilir.

Aile terapisinin amacı, aileyi bir araya getiren fertlerin ayrı ayrı değişiminin yerine aile yapısının genel olarak değişimine katkı sağlamaktır. Yani aile içerisindeki iletişim şeklini revize ederek daha mutlu ve sorunsuz bir aile yapısını ortaya çıkarmaktır.
Problemler ailelere gör farklı şekillerde algılanabilir. Herhangi bir olay bir ailede sorun iken diğer bir aile de normal bir durum olarak algılanabilir. Ailelerde sorun teşkil eden durumlar farklılık gösterebilir. Bu sorunları ortadan kaldırmak için aile terapistleri vardır.
Terapist, çeşitli seanslar sonucunda aile üyeleri ile epeyce yol alarak terapi sona erdiğinde anne, baba ve çocuklar sorumluluklarını çok daha iyi bilerek, aile içinde ne şekilde bir tutum izlenmesi konusunda kendi üzerlerine düşenleri bilir ve bu süreçten sonra bu şekilde bir yol alarak daha sorunsuz ve mutlu bir aile olarak hayatlarına devam ederler.
Kaynak7gunsaglik.com

Stresliyken Kesinlikle Yenmemesi Gereken Yiyecekler

Hepimiz kötü günler geçiririz stresten hemen yemeğe saldırırız. Bu tamamen psikolojiktir açlıktan olmaz.

Stresli olduğumuzda yemememiz gereken kesinlikle kaçınılması gereken besinler hangileri? İnsanlar gıdalar ile stresi yatıştırmaya çalışır beyindeki ödül merkezleri mideyle bağlantılıdır. Tuzlu ya da tatlı şeyler cezp eder. Ohio State Üniversitesi tarafından yapılan son araştırmaya göre yüksek kalorili ve yağlı gıdalar bu durumda daha çok tercih edilir. Metabolizma yavaşlar. İşte o tehlikeli besinler.

Glikozu yüksek şekerli çörekler. Fırında veya başka şekilde pişse de glikoz stres hormonu kortizolu yükseltir. Bu şekerin sindirimi daha zordur.

Simit. Tatmin edici doyurucu bir besindir basit karbonhidratlar içeriyor kısa süreli de olsa ruh halinizi düzeltir kısa süre sonra ruh hali tekrar bozulur ve kalorisi yüksektir.

Patates cipsi. Basit karbonhidrat trans yağ aşırı yüklemesinde kendimizi boşa doldururuz. Kısa süreliğine iyi hissederiz.

Kafein latte gibi içecekler. Ruh halini güçlendirir beyinde dopamin aktivitesini uyarır depresyon riskini düşürse de sık içilmemelidir.

Granola barlar, dondurma, cipsler, soda, kokteyller gibi şeylerden uzak durun.
Kaynak7gunsaglik.com

Depresyon Ve Bağımlılığa İyi Gelen Mantar

Beyin fonksiyonlarını değiştirebilen obsesif kompulsif bozukluktan anksiyeteye depresyondan bağımlılığa kadar ilaçtan daha iyi gelebilen doğal bir çare var: mantar.

Zihin sağlığını destekliyor, içindeki aktif kimyasallar ile aklın biyolojisini adeta onarıyor. Duygusal düşünmeyle ilgili beynin aktif kısımlarına direkt hitap ediyor. Duygu durum düşünce his sorunları açısından depresyon sıkıntı bunalım bağımlılık sorunları yönünden beyaz mantarlar oldukça etkili.

Beynin ilkel bölgeleri aktif hale geliyor duygusal düşüncelerin önüne geçiliyor. Beyinde gelişen bağımlılıkla ilgili psikolojik sorunların iyileşmesinde de mantarlar oldukça etkili. Zihin yapısını değiştiren doğal ve basit bir tedavi şekli. Sadece bu mantarı tüketmek bize kalıyor. Profesyonel tedaviyle birlikte bu alternatif yöntem de öneriliyor. Birçok ülkede mantar tüketimi bu hastalıklar için önerilmekte. Sigara, madde, alkol gibi bağımlılık ve diğer kötü alışkanlıkları önleme açısından da yine etkili.
Kaynak7gunsaglik.com

Su İçmek Nefes Kokmasına Karşı Oldukça Etkili

Sağlıklı olduğunu bildiğimiz su içmenin bir yararı daha bulundu.

Ağız kokusuna karşı da bir çözüm. Ağız ve diş sağlığı uzmanlarına göre, günde 2 litre ortalama su tüketen kişilerde kötü ağız ve nefes kokusu azalıyor. Mide hastalıkları, enfeksiyon ve ağız kuruluğundan kaynaklanan ağız kokusu biraz da aç ve susuz kaldığımızda ilerler. Sosyal anlamda insan içine çıkamayız.

Dayanılmaz olduğunda çözüm ararız. En doğal ve basit çaresi su içmektir. Diş etlerinde enfeksiyon, kanama, şişme gibi sorunlar varsa hele bir de çürükler varsa ağız kokusu kaçınılmaz olur. Hormon kaynaklı ya da genetik sebepli olabilir.

Bakteri plağı olan diş taşları diş hekimi tarafından temizlenmelidir. Diş kontrolüne düzenli olarak gitmeli ve diş bakımımızı aksatmamalıyız. 20 yaş dişleri de bu dönemde ağız kokusu yapar. Burun tıkanıklığı yaşayan kişiler ağızdan solunum yapar ve bu da ağız kokusu sebebidir. Lokmaları ağzın her iki yanına dağıtarak çift taraflı çiğneyin ve bolca su tüketin.
Kaynak7gunsaglik.com

Sabah Sporu Kalbi Yorar Erken Yaşlandırır

Erken kalp krizi ve ölümlerin sebeplerinden biri de aşırı yorulma ve kalbi yormaktır. Sabah sporu kalbi yoruyor..

Kalp Damar Cerrahı Doç. Dr. Nezihi Küçükarslan, kalp sağlığını korumak için doğru zamanda, doğru spor yapılması gerektiğini söyledi. Küçükarslan, sanılanın aksine sabah sporundan kaçınılması gerektiğinin de önemle altını çizdi.

Kalp krizi riskini yarı yarıya azaltan, hatta kalp krizi geçirenlerde iyileşme sürecini hızlandıran sporun, bilinçsiz yapılması durumunda kalpte yarardan çok zarara neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Nezihi Küçükaslan, sağlıklı bir kalbe sahip olmak için saatlerce koşmaya ya da spor salonlarına kapanmaya gerek olmadığını kaydetti.

“Spor yanlış yapıldığında yarardan çok zarar verebilir”

Küçükarslan, “Sadece yürümek de sporun sağlığınıza sağladığı nimetlerden yararlanmanızı sağlar. Günde 30 dakika yürüyün, bu yeter ama sakın alışveriş merkezlerinde mağaza gezerken yaptığınız yürüyüşle karıştırmayın. Zira kalbe en yararlı yürüyüş, oksijenli ortamda ve tempolu yapılan yürüyüştür. Oluşan ve oluşacak damarların ötesinde, doğal by paslar meydana gelir ve kişi kalp krizi riskine karşı daha korunaklı olur. Sağlık açısından sayısız faydaları olan sporun yanlış yapılması durumunda kalbe yarardan çok zarar verebilir” dedi.

“Kalp krizi geçirenlerde iyileşmeyi kolaylaştırıyor”

Kalp sağlığı için doğru spor yapmanın çok önemli olduğunu söyleyen Küçükaslan, düzenli egzersiz yani spor yapmanın kalp krizi riskini yarı yarıya azalttığını söyledi. Küçükaslan, “Hatta kalp krizi geçirenlerde iyileşmeyi kolaylaştırmaktadır. Düzenli egzersiz sayesinde, acil durumlarda kalp hızını yavaş yavaş artıran ve kalbin zarar görmesini engelleyen bir mekanizma gelişir. Kalp kası düzenli egzersizle daha fazla çalışmaktadır. Kalp kasının daha çok çalışması için ise daha fazla kana ihtiyacı vardır. Bu da kalbi besleyen koroner damarların gelişmesini, yeni oluşacak damarlarla kalbin bir ağ gibi kuşatılıp daha sağlıklı ve sağlam çalışmasını sağlar. Oluşan ve oluşacak damarların ötesinde, doğal by paslar meydana gelir ve kişi kalp krizi riskine karşı daha korunaklı olur” diye konuştu.

“Her gün en az 30 dakika tempolu yürüyüş yapılmalı”

Sporun sağladığı tüm bu nimetlerinden yararlanmak ve kalp damar sağlığının korunması için koşmak ya da spor salonlarındaki programlara dahil olmanın zorunlu olmadığını belirten Küçakaslan, ”Sadece düzenli ve tempolu yürümek de sporun bu faydalı etkilerinden yararlanmanızı sağlar. Günde 30 dakika hızlı olarak yürüyün, bu yeter. Tüm günün yorgunluğunu bahane etmeden, evde ya da işte sarf edilen enerjiye ilaveten her birey kendine günde en az 30 dakika ayırmalı ve açık havada tempolu yürüyüş yapmalıdır. Kalp sağlığı için 1 saat boyunca 5 kilometre yürüyüş idealdir. Yani en az haftada 150 dakika yürüyüş yapılması önerilmektedir. Ama unutmayın; bu yürüyüşler tempolu olmalıdır” şeklinde konuştu.

“Sabah sporundan kaçının”

Sabah saatlerinin spor için uygun olmadığını söyleyen Doç. Dr. Nezihi Küçükaslan, bu saatlerde sempatik sinir sisteminin aktif hale geldiğini ve adrenalin, efedrin ile kortizon gibi tansiyonu yükselten, çarpıntıya neden olan hormon artışlarının gözlemlendiğini dile getirdi.

Küçükaslan, “Kanın pıhtılaşma eğilimi artar. Sabah saat 7.00’de kan basıncı en keskin yükselişini yapar. Vücut zayıftır ve bu saatlerde kalp krizi riski artış gösterir. Uykudan uyandıktan yarım ile bir saat sonrasında toparlanma olur. Bu nedenle erken saatlerde spor yapmaktan kaçınılmalıdır. Güzel bir kahvaltıdan 1 ile 2 saat sonra yapılacak yürüyüş gerekli faydayı sağlayacaktır. Spor yapmak için en uygun saatler, öğleden sonra saat 16:00 ile 19:00 arasıdır. Akşam saatlerinde spor yapıldığında sindirim sistemi hızlanır ve vücutta yağ birikimi engellenir. Günün hangi saatinden spor yapılırsa yapılsın, beraberinde mutlaka su içilmelidir. Açık havada, günde 30 dakika hızlı olarak yürüyün ya da günde 3 defa 10’ar dakikalık yürüyüşler yapın” ifadelerini kullandı.
Kaynak7gunsaglik.com

Kalp Krizinin Sebebi Kolesterol Rahatsızlığı mı?

Kolesterol hastalarında daha yüksek oranda görülen kalp krizi akıllara bu soruyu getirdi: Kolesterol kalp krizini tetikler mi?

Samsun’da özel bir hastanede görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yüksel Kaş, kalp krizi vakalarının yüzde 50’sinden kolesterolün sorumlu olduğunu söyledi.

Uzm. Dr. Yüksel Kaş, 60 yıldır yapılan çalışmalarda kolesterolün önemli risk faktörlerinden birisi olduğunun belirlendiğini kaydetti.

Uzm.Dr. Kaş, "Kalp krizlerinin yaklaşık yüzde 50’sinden kolesterol sorumludur. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre kalp hastalığı ile kolesterol yüksekliği arasında bir bağ vardır. Kolesterol seviyesi 225 mg/dl’den fazla ise koroner kalp hastalığı gelişme riski yüzde 40’tır. Eğer 300 mg/dl’nin üzerinde ise bu risk yüzde 90’a çıkmaktadır. Yani tartışmasız bir şekilde kolesterol yüksekse kalp hastalığına neden olma riski de yüksektir" diye konuştu.

Uzm. Dr. Kaş, kalp hastalıklarını önlemenin en etkili olan yolunun kolesterol, obezite, stres gibi risk faktörlerini ortadan kaldırmak olduğunu belirtti.

Uzm. Dr. Kaş, "Bu da düzenli egzersiz yapmak, sigara içmemek ve beslenmeye özen göstermektir. Bu şekilde kalp damar hastalıklarını yüzde 80 oranında önlemiş olabiliriz. Ne zaman ki bu tedbirler yetersiz kalır o zaman ilaç tedavisini kullanırız. Bu ilaçlardan sadece bir tanesi kolesterol düşürücü ilaçlardır. Kolesterol düşürücü ilaçlar, kolesterolü düşürürek damarlarda kireçlenme (aterom) plağının oluşmasını önlemekte, oluşmuş olan plakları ise stabil hale getirerek ani ölümleri önlemektedir. Kolesterol düşürücü ilaçlar, bugüne kadar koroner kalp hastalığından ölümü, kalp krizini ve felci engellediği bilinen en etkili tedavilerden bir tanesidir. Dünyada birçok farklı ülkede yapılmış güvenilir, kanıt düzeyi A olan çalışmalarda, etkili ve güvenli oldukları kanıtlanmıştır" dedi.
Kaynak7gunsaglik.com

Domates Tüketimi Meme Kanseri Riskini Azaltır Mı?

Yeni bir araştırmaya göre menopoz dönemindeki kadınlarda meme kanseri riskini domates tüketimi azaltıyor.

Vücut kitle indeksi yani kilo oranı ve bel çevresi ölçüsü bir kadında ne kadar artarsa menopoz döneminde ise de meme kanseri riski iyice artar.

Yağ ve şeker metabolizmasını düzenleyen domates ise bu sorunlardan bizi koruyor. Öncelikle vücut sağlığını kilo dengesini koruduğu için kanser hücrelerine geçit vermiyor.

Yani hormonların üzerinde olumlu etkileri var. Likopen maddesini içeren domates sos, çorba, salça, meyve suyu olarak ya da çiğ salatada tüketilebilir. Hücreleri koruyan antioksidan özelliğine sahip likopen maddesi kırmızı rengini ve ana içeriğini oluşturuyor.

Domatesli ürünleri bolca tüketmek önemli. Temel besin, vitamin, mineral ve likopen içerir ve doğal fitokimyasallar açısından zengindir. Meme kanseri riskini azaltmak için domates tüketilmelidir.

%45’e kadar meme kanseri riskini azaltan domates ve soyalı gıdaları birlikte tüketmek ise kadınları kanserden kalkan gibi koruyor. Obeziteti azaltıp sağlıklı kiloda kalmayı da sağlıyor.
Kaynak7gunsaglik.com

Ağız Enfeksiyonu Belirtileri ve Erken Önlem

Ağız ve diş sağlığının önemini biliyoruz. Bakteri ve virüsler enfeksiyonlar olarak vücuda ilk olarak ağızdan giriyor.

Yiyeceklerle, ağza alınan çatal, kaşık ve benzeri temas eden yollarla bulaşıyor vücut içinde gelişerek hastalıklara neden oluyor. Ağız enfeksiyonlarının kaynaklarını ve belirtilerini bilirsek erken tedbir alabiliriz.

Ağız, vücudun en sık ve çok kullanılan bir parçasıdır. Konuşma, yeme, gülümseme, kaşları çatma, şarkı söyleme ve nefes alma gibi birçok görevi vardır.Diş fırçalama, diş ipi kullanma ve diyet yapma gibi unsurlar yine ağız ve diş sağlığını etkiler.

Bu alanlarda gerçekleşir. Diş etleri, dişler, dil, damak gibi yerlerimizi sağlıklı bir şekilde korumalıyız. Bu belirtilerden herhangi biri görülürse acilen diş doktorunuza başvurun.

Kanamalı ağız ve ağız içi yaralar,
Fırçalama ve diş ipi kullanımı sırasında kanama,
Diş etlerinde kanama,
Yanak içi deri renginde değişiklik,
Yumru, pullanma, beyaz nokta ya da diş eti ve ağız içinde değişiklikler,
Ağız, çene ve dudaklarda hassasiyet,
Konuşma, çiğneme, yutma gibi hareketlerde ağrı,
Dişeti kızarıklığı,
Gevşek dişler.
Uygun protez veya diğer tedaviler uygulanır.
Kaynak7gunsaglik.com

İlişkinizi Bitirmeniz Gerektiğini Nasıl Anlarsınız?

Her konuda sadece siz mücadele ediyor veya daha çok çaba sarf eden siz oluyorsunuz.

Önemsiz şeyler üzerinde çok durmaya başlarsınız karşılıklı anlayış hoşgörü eksiklikleri başlar kavgalar artar.

Ofiste iş yerinde gerekmediği halde uzun saatler fazladan kalmaya başlarsınız. Ansızın bir saatte toplantılar ortaya çıkar gibi durumlar görülür. Yani birbirinizi görme sürenizi azaltırsınız.

Eşinizle ilgili her şey artık sizi rahatsız etmeye başlar. Hatta onun varlığı bile. Alışkanlık dediğiniz ilişkiniz ve evlilik bile sizi zorlayacaktır.

Seks için bahaneler üretilmeye başlanır. Yatak odasında soğuk rüzgarlar eser. Gün geçtikçe cinsel beraberlik oranı düşer. Ya da seksi tamamen görev gibi yapar uzun ve aktif ilişkiden kaçınırsınız.

Diğer insanlarla ilişkilerinizde de mutsuz olmaya başlarsınız. Mutluluğu başka insanlarda aramaya başlayabilirsiniz.

Onun için fedakarlık yapmaya artık uzak bakarsınız. Birlikte yemek yemek film izlemek beraber olmak gibi ortak şeylerden kaçarsınız.
Kaynak7gunsaglik.com

Kablosuz Cihazlar Kalp Yetmezliğinde Önemli Mi?

Araştırmacılar, kablosuz cihazların kalp yetmezliği hastalarında akciğerlerdeki sıvı miktarınının artışını denetlemek ve gerektiğinde müdahale yapılması için uyarı verme konusunda önemli olduklarını belirtmiştir. Sonuç olarak cihazlar, hastaneye yatma sayısında azalma ve hastaların yaşam kalitesinde artma sağlar. Nefes darlığı ve kalp yetmezliği olan hastalarda hastaneye yatışın en önemli sebebi akciğerlerdeki sıvı sızması ve sıvı basıncıdır. Bu aletler, akciğerlerdeki sıvı basıncını izleyerek, basınç seviyelerini aşağı çeker. Orta ve şiddetli yetmezlik hastalarında ciddi anlamda önemlidir.

Orta ve şiddetli kalp yetmezliği olan 550 hastada denenen bu cihazlar, standart tıbbi bakım mucizesidir. Cihaz, kateter kullanılarak akciğerlerdeki pulmoner artere yerleştirilir ve bu işlem invazivdir. Hastaneye yatmada %30 azalma görülmüştür. Cihazdaki veri bir antenle dışarıdan alınır vücut hekimlere bu antenle bilgi gönderir. Cihaz henüz Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onay beklemektedir.

Ortalama bir cihazın fiyatı $15.000’dır. hekimler sürekli bu cihazı izledikleri için de hastalar kendilerini güvende hissediyorlar. Bu çalışma ile hastalığın tedavisinde önemli bir gelişme yaşandığını belirten Los Angeles Üniversitesi kardiyoloji profesörü Dr Gregg Fonarow, ayrıca her yıl önemli sağlık harcamalarının yapıldığını belirtmiştir. Vücuda yerleştirilen kablosuz cihazlar erken belirtileri haber vermekte ve riski azaltmaktadır.
Kaynak7gunsaglik.com

Bazı Sporlar ve Neden Olduğu Sakatlıklar

Bir futbol maçı sırasında oyuncunun kafasına şiddetli bir darbeyle gelen topun oyuncuda sersemlik ve bilinç kaybına neden olduğunu canlı olarak görüyoruz. Bir sarsıntıya tanık olan oyuncuda beyin hasarı gelişebilir. Yaklaşık 300.000 beyin sarsılması, profesyonel lise ve üniversite futbol takımlarında görülmüştür. Futbol ve buz hokeyi oyuncuları bu anlamda risk altındadır. Beyin sarsılmalarında boks da çok yaygındır. Nedenleri ve belirtileri:

Beynimiz sert bir kafatası tarafından korunan bir yumuşak jelatin benzeri kitle ile çevrilidir. Düşme sırasında başını sert bir cisim ile çarpışarak veya herhangi bir darbenin kafatasının içinde beyinde sıçrama yaratır. Bu minik kan damarlarının yırtılmasına neden olabilir ve sinir lifleri çekilir. Darbeden etkilenen kişide şu belirtiler görülebilir:

Bilinç kaybı, baş ağrısı, denge kaybı veya baş dönmesi, çift veya bulanık görme, ışığa ve sese duyarlılık, duygu ağırlaşması, sersemlik, konsantrasyon ve hafıza problemleri.
Şu durumlarda doktora gidin: baş veya boyun ağrısı, nöbet, bilinç kaybı, uyku hali, kol ve bacaklarda uyuşukluk, denge, koordinasyon, konuşma ve anlama güçlüğü, hafızada değişiklikler. Oyun sırasında koruyucular takılmalı, yaralıyken oynanmamalı ve diğer önlemler alınmalıdır.
Kaynak7gunsaglik.com

Okulda Kapılan Mikroplara Dikkat Edin

Çocuklarınızı okula gönderdiniz ama aklınız onlarda. Yanlarına antibakteriyel mendil ve jel verin. Doktorlar çocukların sağlıklarının esnek ve bağışıklık sistemlerinin güçlü olduğunu söylüyor. Yeter ki sağduyulu ve bilinçli olalım. Bulaşıcı mikroplardan ve hastalıklardan çocukları korumak önemlidir. Sırt çantaları: içinde ve dışında mikrop barındırır. Mikroplu ise içine koyulan yiyecekler de yenilmemelidir. Otobüste herkes çantamıza dokunabilir ve okulda da. Periyodik olarak nemli bir bezle çantayı silin. Bilgisayar laboratuvarları. Kaç kişi klavyelere dokundu bir düşünün. Her an cilt hücreleri risk altındadır.

Ortak bilgisayar ve klavye paylaşımları mikrop aktarmak için bire birdir. Yüze ve göze temas ettirilmemelidir. bu dersten sonra eller iyice yıkanmalıdır. Spor salonları ve havuzlar da mikrop bulaşma açısından tehlikelidir. Dezenfekte edilmeyen klorlu sular mikroplara karşı savunmasızdır. Bakteri içeren mayolardan uzak durulmalıdır. Mutlaka herkes kendi çamaşır ve mayosunu kullanmalıdır. Soyunma odaları da yine bakteri yuvası yerlerdendir. Kafeteryalar. Ortak eşya kullanım alanlarındandır.

Fast food ve restoranlar peçete ile servis yapar. Yine de bu yeterli değildir. Eller yemek öncesi ve sonrası yıkanmalı, çatal, bıçak gibi eşyaların temizliğine dikkat edilmelidir. Sınıf değiştirme. Birilerinin kullandığı sınıfa geçmek risklidir. Masaya dokununca alınan mikroplar burun ve ağız yoluyla vücuda yayılır. Mukoza ve saç teması ile bakteriler ürer.son olarak mp3 player ve cep telefonları. Başkasının aletlerine dokunmayın. Kulak ve ağız yoluyla bakteri ve mikropları taşır. Kullanımdan sonra el ve ağız yıkanmalıdır.
Kaynak7gunsaglik.com

Kadınların Yaşlanma Karşıtı Olarak Yaptığı 5 Hata

Kırışıklıklar doğal yaşlanma sürecinin bir parçasıdır. Peki yaşlanma karşıtı olanlar neler yapabilir?

Anti aging bakım son yılların modası oldu. Gençleşmek uğruna yapılan 5 hata nelerdir?

1.Kış aylarında güneşi zararsız sanmak. Koruyucu yüksek faktörlü bir güneş kremini kışın da sürün ve güneş gözlüğünüzü takın. Güneş ışınları cildi çabuk kırıştırır ve yaşlandırır, leke yapar.

2.Gözlük meselesinin üzerinde mutlaka durun. Kaliteli bir güneş gözlüğü edinin ve kışın bile dışarıda mutlaka takın. Farkında olmasanız da güneş hala tepede.

3.Yorgun ve uykuluyken gözlerinizi ovalamayın. Hassas cildi geriyor ve gevşetiyorsunuz. Göz etrafında ve göz kapağında çizgilere sebep oluyorsunuz. Göz çevresi elastik ve hassas bir deriye sahip.

4.Boyun, göğüs ve eller ihmal ediliyor. Bir kadının gerçek yaşını bu bölgeler gösterir. Azami derecede bu bölgelerin bakımına özen gösterin. Güneş kremi, anti aging krem ve serumları unutmayın.

5.Uyku programınızı düzene oturtun. İyi bir uyku cildi korur ve güzelleştirir. Her yaşta güzelliğin anahtarıdır. İltihabı önler, deriyi sıkılaştırır, yaşlanma etkilerini geciktirir..Haber Kaynagı.7gunsaglik.com,

Fıtık Ya Da Kas Ağrısı

Son zamanlarda bel ve boyun bölgelerinizde görülen ciddi ağrılar ve kasılmalar aslında fıtık mı yoksa kas ağırısından ibaret mi?

Bu ağrıların boyun fıtığından kaynaklanabileceğini düşünerek endişeleniyor musunuz? Ağrılarınızın boyun fıtığı mı yoksa başka bir hastalıktan mı kaynaklandığını öğrenmek için bu yazıyı okumanızda fayda var…

Hisar Intercontinental Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa ile boyunda, omurilik ve/veya sinir köklerine bası yaparak çok şiddetli boyun ve kol ağrılarına, kol ve ellerde kuvvet kayıplarına, duyu bozukluklarına ve omurilik basısının ağır nörolojik fonksiyon kayıplarına yol açabilen boyun fıtığını konuştuk.

Boyun fıtığı mı başka bir problem mi? Ağrınızın nedenini sorgulayın!

Omurlar arasında bulunan diskler, omurgaya yüklenmeyi azaltarak aktaran kıkırdağımsı elastik yastıkçıklardır. Diskler, yaşlanmaya koşut olarak yıpranır, dejenerasyon ile elastikiyetleri azalır ve fıtıklaşmaları kolaylaşır. Boyun fıtığının en sık belirtisi olan boyun ve kol ağrılarının nedenleri çok geniş bir yelpaze oluşturur. Bu ağrılar, boyun fıtığı dışında; basit bir kas spazmı, mekanik boyun ağrısı, eklem ve omurga kireçlenmeleri, yumuşak doku hastalıkları ve zorlanmaları, omurganın ve yumuşak dokuların iltihabından, enfeksiyon hastalıklarından, apselerden, kemik hastalıkları ve kırıklarından, metabolik, hormonal, romatizmal ve iç organ hastalıklardan, çeşitli tümörlerden ve daha birçok hastalıktan kaynaklanabilir. Bu nedenle, ağrılarınızın kaynağı, özellikleri, seyrinin sorgulanması, çok yönlü sistemik ve nörolojik muayene, temel ve ileri tetkikler ve görüntülemeler olası hastalıkların ayrımında yararlıdır. Bu nedenle boyun ve/veya kol ağrılarınız tanıya yönelik önemli ipuçları verebilir. Ağrının yeri, başlangıç şekli, zamanı, şiddeti, süresi, yayılımı, niteliği (yanıcı, batıcı, delici), ağrıyı tetikleyen ya da artıran ve azaltan faktörler, ağrının iklim şartları ile ilgisi, ağrının istirahat ve hareket ile ilgisi, gece şiddetlenmesi, uykudan uyandırması hatta uyutmaması hekimi yönlendirmede anlamlıdır.

Ağrılarınız Var Ama Ameliyat Gerekli mi?

Basit mekanik boyun ağrılarında ya da omurilik ve sinir basısı yapmayan boyun fıtıklarında cerrahi tedavi uygulanmaz. Cerrahi tedavinin alternatifleri; boynun istirahate alınması, ilaç tedavisi, boyunluk, traksiyon (yumuşak dokuları germek, eklem aralıklarını genişletmek yada kırık kemik parçalarını birbirinden uzaklaştırmak için vücudun bir parçasına uygulanan çekme tekniği), lokal enjeksiyonlar, fizik tedavi ve egzersizlerden oluşur. Ancak, omurilik ya da belirgin sinir kökü basısı yaparak kuvvet kaybı, yürüme bozukluğu, idrar ve gaita kontrol kusuru gibi nörolojik belirti ve bulgulara yol açan; klinik tablo ile görüntüleme bulgularının uyumlu olduğu boyun fıtıklarında zaman geçirmeden acil olarak ameliyat yapılır. Sinir kökü basısının belirgin olduğu ve felç (motor kayıp) ile seyreden ya da cerrahi dışındaki tedavilere yanıt vermeyen, şiddetli ve ısrar eden ağrılarda da yine cerrahi tedavi düşünülmelidir. Boyun fıtıklarında cerrahi girişimler ile çok iyi sonuçlar alınabilir. Bu ameliyatlar, küçük bir açıklıktan yapılan ve hastanın çok kısa sürede normal yaşama dönebildiği ameliyatlar olabileceği gibi bazı hastalarda çok kompleks ve büyük ameliyatlar da gerekebilir. Günümüzde yüksek teknolojinin getirdiği imkanlar, cerrahi mikroskop ve endoskobun kullanılması ile cerrahi tedavi alternatifleri ve imkanları son derece çeşitlenmiştir ve en kapsamlı ve büyük ameliyatlar bile yüksek bir başarı oranı ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu ameliyatlar zamanında ve doğru bir şekilde yapıldığında sinir dokusuna (omurilik ve sinir köklerine) ait fonksiyonlar korunabilir; kayıp varsa geri dönebilir, omurganın koruyuculuğu yeniden sağlanabilir ve ileride oluşabilecek risklerin önüne geçilebilir.Kaynak7gunsaglik.com

Emzirmede Süt Kanallarının Tıkanması Durumu

Emzirme annenin bebeği için yapabileceği en önemli şeylerden biridir.

Sayısız faydalarını bildiğimiz emzirme anında süt kanalları tıkanırsa neler olur? Kötü bir yan etkisi yoktur. Memede süt kanallarında süt birikmesi ile oluşan tıkanmadır ve ağrılı olabilir. Fazla süt üreten annelerde görülebilir. Şişerek dolar. Düzenli olarak emzirmiyorsanız bu oluşabilir.

Bebek yeterince beslenmiyorsa, göğüs pompanız güçlü değilse, aniden bebeği sütten keserseniz, sütyen vb baskılar görülüyorsa, hastalık ve stres varsa bu sorun oluşacaktır. Belirtileri bu noktada şişlik, hassasiyet ve ağrıdır. Süt gelmemesidir. Doktor muayenesi veya mamografi ile teşhis edilir.

Mümkün olduğunca sık emzirmek tedavinin ilk adımıdır. Bu işe yaramazda diğer adımlara geçilir. Güçlü bir pompa ile de işlem yapılabilir. Masaj da bir başka çözümdür. Tedavi edilmezse meme iltihap olur. Enfeksiyon belirtileri ise titreme ateş ve yorgunluktur.
Kaynak7gunsaglik.com

Kuru Ciltler Nasıl Temizlenir, Bakımı Nasıl Yapılır?

Yatmadan önce yüzünüzü iyice yıkayın ki, bu altın kuraldır. Kirli makyajlı bir ciltle sakın uyumayın.

Ölü deri hücreleri, bakteri, yağ, kir gibi kalıntılar deriye işlemesin. Gözenekler tıkanırsa iltihaba sivilceye deri sorunlarına yol açar. Sadece suyla hafifçe yüzünüzü yıkayın. Sabun ve sert kimyasallardan uzak durun. Cildin kurumasına neden olan sabun ve sabun içerikli maddeleri kullanmayın.

Parfüm, alkol, paraben ve benzeri kimyasallı ürünleri yüzünüze sürmeyin. Glikolik asitli temizleme ürünlerini kullanmadan önce dermatoloğa danışın. Fırçalama, havluyla sert darbeler, hızlı ve kabaca yüz temizliği gibi şeyler cildi tahriş eder. Olabildiğince nazik ve yumuşak olun.

Cilt tipinize uygun bir sıvı jeli avcunuzun içinde yayıp güzelce cilde yedirin. Parmak uçlarınızla yüzünüze masaj yapın. Ölü deri hücreleri ve pullanma ile dökülmeleri peeling ile aşın. Doğal lif ve meyveli karışımlar ile maske, peeling, nemlendirme bakım seansını haftada 1 uygulayın. Buhar uygulaması da gözenekleri açar ferahlık verir. Kaşıntı, kızarma, acı hissederseniz ürünleri kullanmayı bırakın..Haber Kaynagı.7gunsaglik.com,

Bebek Sahibi Olmak İçin bitkisel Kür Tarifi


SağlıkI Yaşam Haberleri .Prof. İbrahim Saracoglu Bebek Sahibi Olmak İçin bitkisel Kür Tarifi

Uykusuzluk Sperm Sayısını Nasıl Etkiliyor?

Araştırmaya göre erkeklerde uykusuzluk sperm kalitesini de sayısını da düşürüyor.

Telepgraph’ın haberine göre uyku sorunları erkeklerde sperm kalitesini düşürüyor.

Araştırmalarda uyku sorunu yaşayan genç erkeklerin sperm sayılarının normal uyku düzenini sürdürenlerden 1/3 oranında daha az olduğu gözlemlendi. Gece 6 saatten az uyuyan erkeklerin spermlerinin hareket kabiliyeti kısıtlı ve testisleri daha küçük.

Güney Danimarka Üniversitesi’nden Tina Kold Jensen, "Uyku sorunu olan erkeklerin sperm sayılarının %29 daha az olduğu gözlemlendi. Bu araştırma sperm kalitesi ve uykusuzluğu ilişkilendiren ilk araştırma özelliğini taşıyor," dedi.

18 yaş civarındaki 935 erkekte yapılan incelemelerde 7-8 saat uykunun ideal olduğu ve sperm kalitesini arttırdığı kaydedildi.
Kaynak7gunsaglik.com

Fazla Televizyon İzlemek Sperm Kaybına Sebep Olur Mu?

Televizyon karşısında geçirilen saatler aşırıya kaçtığında sperm kaybına yol açar mı?

Bilim adamları arasında çok tartışılan konulardan biri de erkeklerde sperm sayısını azaltan etkenlerdir. Tv izleme alışkanlığı bunu nasıl etkiliyor?

Beslenme ve egzersizin de dolaylı olarak sperm sayısı üzerinde etkisi vardır. Örneğin, hareketsizlik ve özellikle teknolojik aletlerin uzun saatler boyu kullanılması, yani kalıcı hareketsizlik,

erkeklerde sperm sayısını azaltıyor. Fiziksel aktivite eksikliği erkek sağlığını bozuyor. Oksidatif stres denilen serbest radikallerin yol açtığı ve hareketsizliğe dayalı durum sonucu hastalık belirtileri görülmeye başlar.

Bu hasar sonucu erkeklerde bazı hormonlarda değişim yaşanır. Sperm oranı ve yoğunluğu etkilenir.

Özellikle spor yapmayan genç erkekler bu durumdan hayli etkilenir.

Meni-sperm boyutu, yoğunluğu, sayısı ve şekli analiz edilmiştir. Fiziksel muayene yapılmış ve beslenme, vücut ağırlığı, üreme geçmişi, stres seviyesi, sigara alışkanlığı ve diğer potansiyel alışkanlıkları göz önünde bulundurulmuştur.

Haftada en az 15 saat egzersiz yapanlarda sperm sayısı fazla çıkmıştır. 20 saat ve üzeri TV izleyenlerde ise oran düşüktür.

Sperm hareketliliği, boyutu ve şeklinin egzersiz ve tv izleme saatleri arasında bir bağı olduğu ortaya çıkmıştır.

Bu oranlar tüm nüfusu kapsamasa da genellemedir. Bünyeye göre daha az hareketli kişilerin de spermleri normal çıkabilir.

Bu tarz bir neden sonuç ilişkisi kurmak yanlış olabilir. Ayrıca baba olabilme üzerindeki etkisi kesin olarak kanıtlanamamıştır.

Kuşkusuz hareketin ve egzersizin sağlık üzerinde faydalı etkileri vardır.
Kaynak7gunsaglik.com

Erkeklerin Ömrünü Kısaltan Önemli Etkenler

Hangi hastalıklar veya durumlar erkeklerin ömründen çalıyor?

Kadınların daha uzun yaşamalarının bir nedeninin, bağışıklık sistemlerinin erkeklerinkinden daha yavaş yaşlanması olduğu bildirildi.

BBC’nin, Japon bilim insanlarının araştırmasına dayandırdığı haberine göre, vücudun savunma sistemleri zaman içinde zayıflarken, erkeklerin hastalığa yatkınlığının artması ömürlerini kısaltıyor.

Japon bilim insanlarının Immunity & Ageing dergisinde yayımlanan araştırmasında, bağışıklık sistemiyle ilgili testlerin, gerçek biyolojik yaşın göstergesi olabileceği belirtildi.

Araştırma çerçevesinde, Tokyo Tıp ve Diş Hekimliği Üniversitesi’nden Prof. Katsuiku Hirokawa ve çalışma arkadaşları, yaşları 20 ila 90 olan 356 sağlıklı kadın ve erkeğin kan örneklerini inceledi.

Bağışıklık sistemi hücreleriyle etkileşim içindeki sitokinler adı verilen moleküllerin ve beyaz kan hücrelerinin seviyelerini ölçen bilim insanları, her iki cinste de beyaz kan hücrelerinin yaş ile azaldığını gördü ancak bağışıklık sisteminin kilit öneme sahip iki bileşeni T ve B hücrelerinin kadın ve erkekte farklılık gösterdiğini buldu.

Vücudu enfeksiyondan koruyan T hücrelerinin ve antikorları salgılayan B hücrelerinin sayısındaki düşüşün erkeklerde daha hızlı olduğu gözlendi.

Araştırmada ayrıca, bağışıklık sistemi hücresinin istilacılara saldıran iki türünün yaşla arttığı, bu artışın kadınlarda erkeklerden daha yüksek olduğu görüldü.

Bağışıklık sisteminin, vücudu enfeksiyon ve kanserden koruduğu ancak düzgün çalışmadığında hastalığa neden olduğu biliniyor.
Kaynak7gunsaglik.com

Çocuklar ve Yaşlılar Risk Altında

Bünyesi en hassas olan çocuk ve yaşlılar hastalıklara yakalanma riski en fazla olan kişiler. Grip aşısı olunmalı mı kimler olmalı..

Harran Üniversitesi (HRÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Süda Tekin Koruk, grip aşısının 65 yaş üstündeki kişilerin yanı sıra bazı hastalara ücretsiz yapıldığını belirterek, özellikle risk grubundaki hastalara aşı olmaları tavsiyesinde bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Koruk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kış mevsiminde solunum yoluyla bulaşan hastalıklarda ciddi bir artış gözlendiğini, bunların özellikle hapşırma, öksürme ve konuşma sırasında ortamda çok daha hızlı yayıldığını belirtti.

Bu enfeksiyonlar içerisinde en fazla yeri virüslerin tuttuğunu, toplum içerisinde sık görülen nezle ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmak gerektiğini bildiren Koruk, nezle ile gribi karıştırmamak gerektiğini uyarısında bulundu.

Gribin, nezleye oranla daha ağır bulgularla seyrettiğini aktaran Yrd. Doç. Dr. Koruk, şunları kaydetti:

”Nezlede hasta daha iyidir, baş ağrısı çok fazla olmaz. Hapşırma, aksırma özellikle burunda akıntı, gözlerde yaşarma ortaya çıkar. Oysa grip biraz daha ağır bir tablodur. Ciddi bir baş ağrısı vardır, kişide halsizlik ve beraberinde yüksek ateş ve öksürük görülür. Bu tür hastalıklarda en önemli sorun solunum yoluyla bulaşması nedeniyle bireylerin dışında bütün toplumu ilgilendirmesidir. Yani bulaşıcı bir hastalıktır. Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için de önce ciddi ve sürekli el yıkama, kalabalık ortamlarda mümkünse çok fazla kalmama ve yaşadığımız ortamı belirli aralıklarla havalandırmak gerekir. Ayrıca hastayla bir metreden yakın temasta bulunmamak, sarılmamak ve öpüşmemek gerekir.”

Risk grupları

Bu tür hastalıklar konusunda çocuklar ve 65 yaş üzerindeki kişilerin yanı sıra bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, böbrek yetmezliği, diyabet, astım hastaları, akciğer ve kalp hastalarının risk altında olduğunu ifade eden Süda Tekin Koruk, bu tür hastalıklardan korunmak için toplu bulunulan yerleri havalandırma, el-yüz yıkama, genel vücut temizliği ve kişilerle yakın temastan kaçınmanın önemine değindi.

Hastalıktan korunmanın etkili yöntemlerinden birinin de grip aşısı olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Koruk, ”Dünyada çok uzun zamandan beri yapılmakta olan bir aşı ve ciddi bir yan etki görmüyoruz. Özellikle risk grubundakilere öneriyoruz. Grip aşısı 65 yaş üstündeki kişilerin yanı sıra bazı hastalara ücretsiz yapılıyor, özellikle risk grubundaki hastalara aşıyı öneriyoruz. Ayrıca aşının ciddi bir yan etkisi yok, sadece yumurta alerjisi olan kişilere uygulanmıyor” şeklinde konuştu.

Yrd. Doç. Dr. Koruk, kış döneminde hastalıklardan korunmak için iyi beslenme, bol sıvı tüketimi ve iyi uykunun da önemli olduğunu sözlerine ekledi.
Kaynak7gunsaglik.com

Yüzmek Çocuklarda Astım Sorununa Çare Olur mu?

Alternatif tıbbın nimetlerinden faydalanarak bitkisel karışımlar ve yüzme ile çocuklarda astıma son.

Çocukların yüzmeye yönlendirilmesi ve tedavilerinde bitkisel karışımların kullanılmaması astımlı çocukların yaşam kalitesine olumlu yönde etki ediyor.

Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Fazilet Karakoç 7 Mayıs 2014 Dünya Astım Günü bahanesiyle astım hastalığı ile baş etme yolları hakkında bilgi verdi.

Okul öncesi dönemde şikayetler artar

Çocukların neredeyse % 50-60‘ında okul öncesi dönemde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi astım benzeri şikayetleri mevcuttur. Ancak bu çocukların önemli bir kısmında büyümekle bu şikayetler kaybolmaktadır. Özellikle anne ya da babasında astım olmayan, alerjisi olmayan, hasta olmadığı zamanlarda şikayetleri olmayan çocukların önemli bir kısmı büyüdüğünde astım olmamaktadır.

Yüzmek en iyi ilaç

Yüzme, astımlı hastalarda akciğer kapasitesinin artmasını ve nefes alma tekniklerinin geliştirilmesini sağlamaktadır. Yapılan araştırmalarda; ilaçlarını düzenli kullanan ve düzenli yüzme derslerine devam eden astımlı çocukların semptomlarında, hastaneye yatış ihtiyaçlarında, acil servis ziyaretlerinde azalma olduğu görülmüştür. Düzenli olarak yüzen astımlı çocukların okula gidemediği gün sayısının da azaldığı saptanmıştır.

Gereksiz yere ilaç kullanmayın

Ailelere verebileceğimiz en önemli öğüt; ateş ya da Ağrı çocuğun genel durumunu belirgin olarak etkiliyor ve gerçekten bir ihtiyaç var ise kullanılmasıdır. Eğer çocuğun gerçekten ilaca ihtiyacı yok ise; en basit, en zararsız diye düşündüğünüz ilaçlar bile vermekten kaçının.

Parasetamol astıma yol açar mı?

Bazı çalışmalar, annenin hamilelik sırasında parasetamol kullanmasının ya da erken çocukluk çağında parasetamol içeren ilaçların yaygın kullanımının çocuklarda astım gelişimi ile ilişkili olabileceğini ileri sürmüştür. Ama parasetamol kullanımı ile astım arasındaki ilişki sadece basit bir birliktelik mi yoksa parasetamol gerçekten astıma yol açıyor mu bunu kesin olarak söylemek şu an için mümkün değildir.

Doğadan mucizevi etki beklemeyin

Astım tedavisi için kullanılan bitkisel karışımlar, farklı hastalıkları tetikleyerek hayati tehlike yaratabilir. Örneğin; birçok bitkisel ilaçta bulunan ve Ülkemizde gümüş kayısı, fil kulağı, kız saçı, gibi isimler ile bilinen “Gingko biloba” özellikle kan sulandırıcı başka tedaviler alan insanlarda kanamalara yol açabilir. Meyan kökü kan basıncını arttırabilir; yine birçok bitkisel ilaçta yer alan ve nefes borularını genişleten efedra  (deniz üzümü) kullanımının bazı beklenmedik ölümlere sebep olduğunu ileri süren yayınlar mevcuttur.

Astımla baş etmek için…

•         İç ortam alerjeni ev tozlarından kurtulmak için evinizin iyi temizlenmesi, sık aralıklar ile süpürülmesi, sonrasında ise iyi havalandırılması önemlidir.

•         Antialerjik yatak, yastık ve kılıflar kullanılabilir

•         Ev tozu düzeyini sıfıra indirmek için en etkin yöntem yıkanabilen her türlü yatak materyalini sıcak su (>55 C) ile yıkamaktır

•         Kullandığınız temizlik malzemelerine dikkat edin. Bası kimyasal irritanları da çocuklarda astım semptomlarını arttırabilmektedir

•         İlk 6 ay anne sadece anne sütü verilmesi, katı gıdalara 6 aydan sonra başlanması gerekir

•         Ailede alerjik hastalık hikayesi olan çocuklarda inek sütü -yumurta beyazı ve soya gibi gıdaların 1 yaşından önce başlanmamalıdır

•         Deniz ürünleri ve fıstık gibi gıdalardan da 1 yaşından önce kaçınılmalıdır

•         Bebeğin sigara dumanına maruz kalmaması gerekir. Sigaraya maruz kalma tek başına astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür.
Kaynak7gunsaglik.com

Beyin Tümerine Karşı Kür Tarifi


SağlıkI Yaşam Haberleri .Beyin Tümerine Karşı Kür Tarifi, Prof . İbrahim Saracoglu

Portatif Mikroçip Testiyle Diyabet Tanısı

Çocukluk obezitesi ve dolayısıyla tip 2 diyabet oranları artmıştır. Yetişkinlerde tip 1 ve tip 2 diyabet son yıllarda artmaktadır.

Pahalı lab testleri ile antikor ölçümleri ve takibi şeker hastalarını oldukça yoruyor. Nanoteknoloji kullanılarak üretilen bir mikroçip ile diyabet taramaları daha uygun ve pratik bir şekilde yapılacak. Yüksek duyarlılık ve özgüllük gösteren bu yöntemle diyabet türleri için doğru tanı konabilecek. Biyobelirteçler ile portatif olarak taşınıp kolayca uygulanabilen mikroçipli diyabet tanı araçları şeker hastalarının hayatını kolaylaştıracak.

Yüksek kan şekeri ve kan değerleri ile seyreden diyabet oldukça zorlayıcı ve zaman zaman maliyetli bir hastalık. Vücut insülin direnci pankreas organı ile ayarlanıyor ve pankreas bozukluğundan diyabet ileri geliyor. Kötü yaşam koşulları buna sebep olurken en çok obezite diyabet sebebi ve çocuklarda sık görülüyor.
Kaynak7gunsaglik.com

Çocuk Gelişimi Ebeveynlerin Bilmesi Gereken Bir Konu

Çocuk psikolojisi aile içinde şekillenmeye başlıyor. İlk çocuk aile içinde deneme tahtası gibi görülmemeli.

Samsun’da görevli psikolog Mine Aktaş, “Çocuklarımızın gelişimi hakkında yeterli bilgi almadığımız için genellikle ilk çocuklar deneme tahtası durumuna geliyor” dedi.

Samsun’da faaliyet gösteren bir özel eğitim ve danışmanlık merkezinde görevli psikolog Mine Aktaş, çocuk gelişimi hakkında bilgiler verdi. Günümüzde birçok şeyin, birçok alanın okulu bulunduğunu ifade eden Aktaş, “Anne ve babalığın okulu yok. Bizler anne babalığı ya kendi annemizin babamızın yaptıklarından ya da piyasada çok fazlaca olan çocuk gelişimi kitaplarından öğrenmeye çalışıyoruz. Ama ne yazık ki hiçbir şey kitaplarda yazdığı gibi gelişmiyor ve anne baba olarak birçok sıkıntı çekebiliyoruz. Çocuklarımızın gelişimi hakkında yeterli bilgi almadığımız için genellikle ilk çocuklar deneme tahtası durumuna geliyor. Bütün deneyimlerimizi ilk olarak onlarda deniyoruz. Nasıl yemek yedireceğimizi, oturmayı kalkmayı nasıl öğreteceğimizi, hayırı nasıl öğreteceğimizi onlarda uyguluyoruz. İkinci çocuklar bu anlamda daha şanslı. Çünkü anne baba ilk çocukta yaşadıkları acemilikleri ikinci çocukta yaşamıyorlar” dedi.

Aktaş, özellikle anne babalardan öğrenilen bazı yanlışlar olduğunu vurguladı. Mine Aktaş, “O yanlışları devam ettirmememiz gerekiyor. En büyük yanlışlardan bir tanesi şişman çocuk sağlıklıdır zihniyeti. Bizler özellikle çocuklarımızın fiziksel gelişimine büyük önem verirken, ruhsal gelişimlerini gözardı edebiliyoruz. Evet beslenmesi ve sağlığı önemlidir, ama fiziki gelişimi kadar ruhsal gelişimi de önemlidir. Çocuklarımızın psikolojik gelişimi hakkında bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Ben birçok ebeveynden şunu duyuyorum. ’Çocuğum 5 yaşında ve benimle çok inatlaşıyor. Ben ne dersem tersini yapıyor’. Evet bu çok doğal çünkü 5- 7 yaş arası ergenlik dönemi gibi geçirilen ’Ben varım’ dönemidir. Bunu bilmeyen ebeveyn çocuğunda farklı bir gelişim olduğunu düşünüyor. Bu nedenle çocuklarımızın psikolojik gelişim dönemleri hakkında bilge sahibi olmamız çok daha faydalı olur” diye konuştu.

Mine Aktaş, çocuklardan beklentilerin ne kadar fazla olursa hayal kırıklıklarının da o kadar fazla olacağını dile getirdi. Aktaş, “Benim önerim, uzmanından sıfır yaştan itibaren gelişimle ilgili yardım alınabilir. Türkiye’de kullanılan geçerliliği ispatlanmış çok güzel testler var. 0-6 yaş için yılda bir, duruma göre 6 ayda bir çocukta herhangi bir patolojik durum var mı diye gelişim takip edilebilir. Çünkü biz patolojik durum ortaya çıktıktan sonra yardım almaya çalışıyoruz ve bu da işi biraz uzatmamıza neden oluyor” dedi.
Kaynak7gunsaglik.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...