Rehabilitasyon merkezleri insan sağlığı için oldukça etkili olan merkezler. Peki son zamanlarda neden sürekli bu merkezler kapatılıyor?
Sayıları hızla artan rehabilitasyon merkezlerine kilit vuruluyor. Hürriyet Dünyası'ndan Nuray Babacan'ın haberine göre rehabilitasyon merkezlerine devletin ödediği yardımlar suistimale neden oldu.
Her engelli birey için devlet iki asgari ücret tutarında yardım yaparken, merkezler bu yardımları toplamak için engelli vatandaşları evlerden topluyor ve örneğin öğrenci kurumu bıraksa dahi evrakları gönderilmeyerek devletten yardım alınmaya devam ediliyor. Hatta bazı kurumların ölen engellilerin bile yardımlarını almaya devam ettiği ortaya çıktı.
Çok sayıda şikayet gelmesi üzerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, yeni rehabilitasyon merkezlerinin açılmasıyla ilgili talepleri dondurdu, denetimler sıklaştırıldı. Son 6 ayda 10 rehabilitasyon merkezi kapatılırken, 150 merkezi de mercek altına aldı.
İstanbul'da hizmet veren Özel Gökkuşağı Eğitim kurumlarından Rakibe Safa Vardan kurumlarla ilgili benzer şikayetleri öğrenci velilerinden duyduklarını belirterek konu ilgili şunları söyledi:
"Bakım ile ilgili her kurumun içini bilemiyoruz ama genellikle kurumlar velilerin evraklarını göndermiyorlar. Böyle bir sıkıntı var." dedi. Evrakların gönderilmemesi şu anlama geliyor. Kurum hala öğrenci kendisine geliyormuş gibi gösterip bunun ödemesini almaya devam ediyor. Eğitim ile ilgili her kurum farklılık göstersede bu konudaki denetimlerin sıkı olduğunu ifade eden Vardan: "Kurumlarda eğitimle ilgili denetimler ayda bir yapılıyor. Bununla ilgili bir sıkıntı yok. Zaten veliler de artık çok bilinçli. Öğretmenden memnun kalmadıkları anda söylüyorlar, değiştiriliyor. Öğrenci başka sınıfa veriliyor." dedi.
Hürriyet.com.tr yazarı Ayşegül Domaniç Yelçe de bu tür kurumların içinde çok iyi olanları da olduğunu belirterek bu durumun hepsine mal edilmemesi gerektiğini belirtti.Kaynak7gunsaglik.com
Koah İçin Tedbirli Olunmalı
Koah da denilen bu ciddi karaciğer hastalığı ne kadar biliniyor ve önlem almak ne kadar mümkün?
GlaxoSmithKline'ın (GSK) Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki 11 ülkede yürüttüğü ve KOAH ile ilgili ilk bölgesel ve toplum bazlı araştırma, bu ülkelerde 13 milyondan fazla KOAH hastası olduğunu tespit etti.
Türkiye'de KOAH görülme sıklığını yüzde 4,2 olarak ortaya koyan araştırmaya göre, yaklaşık 74 milyon nüfusu olan Türkiye'de, 3 milyona yakın KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor. Çalışmanın bulgularına göre astım ve kronik kalp yetmezliği ile benzer oranda görülme sıklığına sahip olan KOAH'ın, 2030'a kadar dünya genelinde en fazla ölümle sonuçlanan ilk dört hastalıktan biri olacağı öngörülüyor.
TÜRKİYE'DE HER 100 KİŞİDEN 4'Ü KOAH'LI
Araştırma Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Fas, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde yapıldı. 11 ülkede KOAH hastalığının görülme sıklığı ortalaması yüzde 3,6 iken, Türkiye'de bu oran yüzde 4,2'ye çıkıyor. Bu bulgularla Türkiye 11 ülke arasında KOAH'ın en sık görüldüğü üçüncü ülke konumunda bulunuyor. Hastalığın en sık görüldüğü ülkeler ise yüzde 5,4 ile Ürdün ve yüzde 5,3 ile Lübnan. BREATHE Çalışması bulguları, sigaranın bölgedeki en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri olduğunu gösteriyor.
Araştırmanın gerçekleştirildiği ülkelerde ortalama olarak her 100 kişiden 30'u sigara kullanıyor. Türkiye, 11 ülke içerisinde sigara içme oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri; erkeklerin yüzde 60'ı, kadınların ise yüzde 23,5'i sigara kullanıyor.
Araştırma, KOAH'ın tanı ve tedavisi ile ilgili sorunları da ortaya koyuyor. KOAH vakalarının üçte biri değerlendirme altına alınmıyor. KOAH tanısı koyulan kişilerin ise üçte ikisi doğru tedavi imkânlarından yararlanamıyor. Çalışma, KOAH hastalarının, hastalıkları ile ilgili farkındalık düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor. Hastaların yüzde 30'u hastalığının altında yatan nedenden emin değil; yüzde 50'si ise sigara içmenin potansiyel bir neden olduğunu bilmiyor. Üstelik KOAH tanısı konulan hastaların yüzde 65'i hala düzenli olarak sigara içiyor. Araştırma, KOAH hastalarının günlük yaşantılarının da önemli derecede etkilendiğini gösteriyor. Araştırmaya dâhil edilen hastaların yüzde 27'si solunum problemleri nedeniyle çalışamazken yaklaşık üçte ikisi günlük aktivitelerinde KOAH'a bağlı kısıtlamalar hissediyor.
ARAŞTIRMA KOAH TEDAVİSİ İÇİN ALTYAPI OLUŞTURACAK
Dr. İpek Demircan yapılan araştırmayı şöyle değerlendirdi: "BREATHE Çalışması, bölgede hem toplumsal maliyet, hem de bu sağlık sorununun hastalar ve aileleri üzerindeki etkileri açısından KOAH'ın getirdiği yükü ölçen ilk çalışmadır. Yapılan çalışma, Türkiye'de ve diğer ülkelerde bu kronik durumla yaşayan hastaların korunması, tanısı, tedavisi ve yaşam kalitesinin iyileştirmesi için hepimize bir aksiyon çağrısıdır. Biz bu çalışmayı uzun soluklu bir taahhüdün temel basamağı olarak görüyoruz. Elde edilen bulguların, kamu kuruluşları ve sağlık hizmeti uzmanları aracılığıyla toplum sağlığı planlamasına ve bu kronik hastalıkla yaşayan insanların yaşam kalitelerinin artmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz."Kaynak7gunsaglik.com
GlaxoSmithKline'ın (GSK) Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki 11 ülkede yürüttüğü ve KOAH ile ilgili ilk bölgesel ve toplum bazlı araştırma, bu ülkelerde 13 milyondan fazla KOAH hastası olduğunu tespit etti.
Türkiye'de KOAH görülme sıklığını yüzde 4,2 olarak ortaya koyan araştırmaya göre, yaklaşık 74 milyon nüfusu olan Türkiye'de, 3 milyona yakın KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor. Çalışmanın bulgularına göre astım ve kronik kalp yetmezliği ile benzer oranda görülme sıklığına sahip olan KOAH'ın, 2030'a kadar dünya genelinde en fazla ölümle sonuçlanan ilk dört hastalıktan biri olacağı öngörülüyor.
TÜRKİYE'DE HER 100 KİŞİDEN 4'Ü KOAH'LI
Araştırma Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Fas, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde yapıldı. 11 ülkede KOAH hastalığının görülme sıklığı ortalaması yüzde 3,6 iken, Türkiye'de bu oran yüzde 4,2'ye çıkıyor. Bu bulgularla Türkiye 11 ülke arasında KOAH'ın en sık görüldüğü üçüncü ülke konumunda bulunuyor. Hastalığın en sık görüldüğü ülkeler ise yüzde 5,4 ile Ürdün ve yüzde 5,3 ile Lübnan. BREATHE Çalışması bulguları, sigaranın bölgedeki en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri olduğunu gösteriyor.
Araştırmanın gerçekleştirildiği ülkelerde ortalama olarak her 100 kişiden 30'u sigara kullanıyor. Türkiye, 11 ülke içerisinde sigara içme oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri; erkeklerin yüzde 60'ı, kadınların ise yüzde 23,5'i sigara kullanıyor.
Araştırma, KOAH'ın tanı ve tedavisi ile ilgili sorunları da ortaya koyuyor. KOAH vakalarının üçte biri değerlendirme altına alınmıyor. KOAH tanısı koyulan kişilerin ise üçte ikisi doğru tedavi imkânlarından yararlanamıyor. Çalışma, KOAH hastalarının, hastalıkları ile ilgili farkındalık düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor. Hastaların yüzde 30'u hastalığının altında yatan nedenden emin değil; yüzde 50'si ise sigara içmenin potansiyel bir neden olduğunu bilmiyor. Üstelik KOAH tanısı konulan hastaların yüzde 65'i hala düzenli olarak sigara içiyor. Araştırma, KOAH hastalarının günlük yaşantılarının da önemli derecede etkilendiğini gösteriyor. Araştırmaya dâhil edilen hastaların yüzde 27'si solunum problemleri nedeniyle çalışamazken yaklaşık üçte ikisi günlük aktivitelerinde KOAH'a bağlı kısıtlamalar hissediyor.
ARAŞTIRMA KOAH TEDAVİSİ İÇİN ALTYAPI OLUŞTURACAK
Dr. İpek Demircan yapılan araştırmayı şöyle değerlendirdi: "BREATHE Çalışması, bölgede hem toplumsal maliyet, hem de bu sağlık sorununun hastalar ve aileleri üzerindeki etkileri açısından KOAH'ın getirdiği yükü ölçen ilk çalışmadır. Yapılan çalışma, Türkiye'de ve diğer ülkelerde bu kronik durumla yaşayan hastaların korunması, tanısı, tedavisi ve yaşam kalitesinin iyileştirmesi için hepimize bir aksiyon çağrısıdır. Biz bu çalışmayı uzun soluklu bir taahhüdün temel basamağı olarak görüyoruz. Elde edilen bulguların, kamu kuruluşları ve sağlık hizmeti uzmanları aracılığıyla toplum sağlığı planlamasına ve bu kronik hastalıkla yaşayan insanların yaşam kalitelerinin artmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz."Kaynak7gunsaglik.com
Fıtık Sanılan Bel Ağrısı Neyin Göstergesi?
Her bel ağrısını veya kasılmasını fıtık sanıyoruz. Oysa ki altında başka gerçekler yatıyor olabilir..
Yetişkin nüfusun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen ve kısa sürede geçtiği için sıklıkla önemsenmeyen bel ağrılarının aslında önemli bir romatizmal hastalık olan ve kişinin tüm hayatını etkileyen Ankilozan Spondilit’in habercisi olabileceğini biliyor muydunuz?
İç Hastalıkları ve Romatoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Soy’la genç nüfusta daha fazla görülen, bel fıtığı tanısı ile yıllarca tedavi gören; hatta ameliyat olanların hastalığı, Ankilozan Spondilit’i konuştuk.
BEL AĞRINIZI DİKKATE ALIN!
Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problemdir. Erişkin toplumun en az yüzde 10’unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları görülür. Çoğu klinik önemi olmayan ve kısa sürede geçen ağrılar olduğu için genellikle önemsenmez. Ancak bu ağrıların bir kısmı bel fıtığı, bel omurlarında çökme kırığı gibi mekanik nedenlerle; bir kısmı da özellikle genç-orta yaşlarda başlayan iltihaplı romatizma türü olan Ankilozan Spondilit (AS) ve ilişkili hastalıklar nedeni ile olur. Ayrıca nadir de olsa bazı kanser türleri de kendisini ilk defa bel ağrısı ile gösterebilir. Yine Brusella gibi bazı enfeksiyonlar da bel ağrısı ile ortaya çıkabilir. Bu nedenle bel ağrısı ciddiye alınmalı ve altta yatan bir hastalık olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
GENÇLERDE ORTAYA ÇIKAN BEL AĞRISI ÖNEMSENMELİ
Gençlerde ortaya çıkan ve kronik bel ağrısına neden olan Ankilozan Spondilit (AS), son yıllarda toplumda daha sık görülmeye başlamıştır. Nedeni henüz bilinmese de hastalığın görülme oranı genetik faktörlerle ilişkilidir. Ankilozan Spondilit hastalarında HLAB27 denilen bir gen, sağlıklı insanlardan, en az 10 kat daha sık saptanır. Anne-babanın birinde bu hastalık varsa çocuklarda çıkma olasılığı yüksektir. Ayrıca bazı barsak ve idrar yolu hastalıklarına yol açan mikroplar Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıkların gelişimine yol açar. Yine Sedef hastalığı (Psöriazis), Crohn, Ülseratif kolit gibi iltihaplı barsak hastalıkları da bu hastalıkların ortaya çıkışına neden olabilir.
ANKİLOZAN SPONDİLİT HASTASI MISINIZ? TEST EDİN VE ÖĞRENİN!
20-40 yaşları arasında mısınız ve sinsi seyreden bir bel ağrınız mı var?
Bel ağrınız gece yarısından sonra başlayarak sabahları daha fazla mı oluyor?
Uyandığınızda yataktan kalkarken zorlanıyor musunuz?
Uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra beliniz daha fazlı mı ağrıyor?
Hareket edince, işe gidince ya da sıcak su ile banyo yapınca belinizin ağrısı azalıyor mu?
Belinizin yanı sıra sırtınız ve boynunuz da ağrıyor mu?
Bel, sırt ve boyun hareketleriniz kısıtlanmış gibi mi?
Sırtınızda kamburluk mu oluşmaya başladı?
Bu sorulardan en az birine yanıtınız evetse bir an önce bir hekime başvurmanızda yarar var.
ANKİLOZAN SPONDİLİT VE İLİŞKİLİ HASTALIKLAR SADECE BELİ TUTMAZ!
Ayak bileği diz gibi eklemler başta olmak üzere birçok eklemi de tutabilir. Kalça ekleminde tutulum kalça protezi gerektirecek kadar ağır olabilir. Bazı olgularda hastalık ilk defa üveit denilen bir göz hastalığı ile başlar. O nedenle özellikle ön üveit hastalığı olan herkesin Ankilozan Spondilit ve ilişkili hastalıklar açısından araştırılması şarttır. Sedef hastalığı ve iltihaplı barsak hastalığı olan kişilerde de bel ağrısı olursa bu hastalıklar açısından dikkatli olunması gerekir. Daha az olarak kalp, akciğer ve böbrek sorunlarına da yol açabilir. Omurlarda kemik yoğunluğunda azalma ve çökme kırıklarına yol açabilir. Erkeklerde daha ağır seyreden ve zaman için ağır kamburluğa kadar giden Ankilozan Spondilit; kadınlarda daha hafif seyreder. Kadınlarda ağır hastalık tablosu daha nadir gelişir. Ancak bu hastalığın kadınlarda tedavi edilmemesini gerektirmez. Tedavi edilmeyen hastalarda omurga ve diğer eklemlerde deformiteler ile böbrek ve kalp sorunları başta olmak üzere birçok sorun ortaya çıkabilir. Romatoloji uzmanına zamanında başvurulması hastalığın daha erken tanınmasını sağlar.
ANKİLOZAN SPONDİLİT TEDAVİSİNDE HEDEF İLTİHABI BASKILAMAKTIR
Bunun için çeşitli iltihap giderici ilaçlar kullanılır. İlaç dışında hastalara sırt kaslarını güçlendirici egzersizler önerilir. Bu hastalar için en uygun sporlar; yüzme ve voleyboldur. Ayrıca kişinin yan uyumaması, sırtüstü ya da yüzükoyun ve engin yatmaları, sigarayı bırakması önerilir.Kaynak7gunsaglik.com
Prostat Kanserinin Risk Faktörleri ve Teşhisi
Prostat kanseri neden oluşur? Risk faktörleri, neden olduğu rahatsızlıklar, tedavi süreci, teşhisi nasıl yapılır ve belirtilerini Prof. Dr. Süleyman Ataus anlattı..
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Ataus anlattı:
Prostat kanseri sık görülüyor mu?
Prostat kanseri genel olarak bütün dünyada erkeklerde en sık görülen kanserdir. Örneğin Amerika’da 2009’da 200 bine yakın yeni prostat kanseri tanısı ve 30 bin civarında erkeğin de bu hastalıktan hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Sebepleri neler?
Kesin sebepleri bilinmemekle birlikte riski artıran bazı faktörler sayılabilir. Yaş, ırk, ailede prostat kanseri olması, genetik, beslenme özellikleri, şişmanlık, egzersiz alışkanlığı, prostatın iltihabi ve enflamatuar hastalıkları gibi... 50 yaşından sonra riskin arttığını biliyoruz. Tanı konulan 3 hastadan 2’si 65 yaş üzerinde. Nedeni kesin bilinmemekle birlikte siyah ırkta daha sık ve saldırgan seyrediyor. Ailesinde birinci dereceden yakınlarında prostat kanseri olanlarda risk artıyor. Özellikle de erken yaşta bu hastalığa yakalanmışlarsa. Bu kişilerin en geç 40 yaşından itibaren prostat kanseri açısından düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekiyor.
Şişmanlık riski artırıyor mu?
Bu konuda tam bir görüş birliği olmamakla birlikte şişmanlığın prostat kanseri riskini artırdığını gösteren pek çok çalışma bulunuyor. Şişman hastalarda hastalığa daha ileri aşamalarda tanı konulduğu ve daha saldırgan seyrettiği yolunda da bazı bulgular var. Son olarak aşırı şişmanlık tanı aşamasından başlayarak hastalığa yaklaşımı güçleştiriyor.
Belirtileri neler?
Prostat kanserinin kendine özgü hiçbir belirtisi yok. Özellikle erken dönemde hiçbir bulgu ve belirti vermez. Hatta bazen kemiklere yayıldığı halde hiçbir yakınmaya yol açmayabilir. Bu nedenle 40 yaşından sonra her erkeğin yılda bir kez üroloğa gitmesi lazım. Prostat kanserinin belirtileri prostatın iyi huylu büyümesinde ya da prostat iltihaplarında görülen yakınmalara benzeyebilir. İdrarı başlatmada güçlük, gece ve gündüz sık idrara gitme, yanma, kesik kesik veya çatallı işeme, idrar tazyikinde ve çapında azalma, tam boşalamama hissi görülebilir. Daha nadiren idrarın ve meninin kanlı gelmesi hastalığın belirtisi olabilir. Bunların dışında ileri aşamalarda yayıldığı organla ilgili belirtiler verir. Örneğin kemiklerin tutulduğu durumlarda bazı hastalar bel ya da kalça ağrıları nedeniyle ortopedi ve fizik tedavi gibi uzmanlık dallarına başvurabilirler.
Korunmak için nasıl beslenmek gerekir?
Bu konuda da kesin veriler olmamakla birlikte kırmızı et ağırlıklı, yüksek yağlı ve lifli gıdalardan fakir beslenmenin ve az sebze ve meyve tüketmenin olumsuz bir etkisi var gibi görünüyor.
Düzenli sporla risk azaltılabilir mi?
Egzersizin prostat kanseri riskini azalttığı gösterilmedi. Ancak şişmanlığın ve kan yağlarının yüksek olmasının prostat kanseri üzerindeki olumsuz etkisini biliyoruz. Düzenli sporun dokuların oksijenlenmesi, kas kitlesinin ve kilonun korunması, kan şekerinin düzenlenmesi gibi olumlu pek çok etkisi var. Ayrıca düzenli spor yapan kişilerdeki fiziksel ve ruhsal iyi hissetme nedeniyle elbette düzenli egzersiz önerilir.
AKCİĞER KANSERİNİ ÖNLEMEK ELİNİZDE
Memorial Ataşehir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir akciğer kanserinden korunma yollarını anlattı:
Risk faktörleri nelerdir?
Akciğer kanserinin yüzde 85’inden sorumlu olan sigaradır. Günde 1 paket sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 20 kat daha fazladır. Sigaraya başlama yaşı, içme süresi, içilen sigara sayısı kanser gelişimini etkiler. Pasif içicilik yani sigara içilen ortamlarda bulunularak sigara dumanına maruz kalmak da akciğer kanseri riskini artırır. Genetik geçiş, asbest, radon gazı, hava kirliliği sorumlu tutulan diğer faktörlerdir. Verem gibi bazı akciğer hastalıkları, akciğerlere radyoterapi uygulanması akciğer kanseri riskini artırır. İçme sularında yüksek düzeyde arsenik maddesinin bulunması da akciğer kanseri nedeni olabilir.
Belirtileri nelerdir?
Hastalığın hiçbir belirtisi olmayabilir. En sık görülen belirtileri ise şunlar: Nefes darlığı, geçmeyen ve giderek kötüleşen öksürük, kanlı balgam, iştah kaybı ve zayıflama. Göğüs ağrısı, hırıltılı solunum, ateş, ses kısıklığı, yüz ve boyunda şişme, omuz ve kol ağrısı, yutma güçlüğü görülen diğer belirtiler.
Önlenebilir mi?
Önlemenin en basit yolu sigara içmemek ve sigara içilen ortamlardan uzak durmak. Sigarayı bırakmakla risk azalmaya başlar ve 10 yıl sonra akciğer kanseri oluşma riski yüzde 50 azalır. Asbest, radon gazı, hava kirliliği gibi mesleki ve çevresel faktörlere maruz kalmamak için de gerekli önlemler alınmalı. Birçok çalışmaya göre, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze yiyenlerin akciğer kanseri risk daha düşük. Bu arada sigara içip yüksek doz ‘beta karoten ve A vitamini alanlarda kanser riskinin arttığı da görülmüş.
Kaynak7gunsaglik.com
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Ataus anlattı:
Prostat kanseri sık görülüyor mu?
Prostat kanseri genel olarak bütün dünyada erkeklerde en sık görülen kanserdir. Örneğin Amerika’da 2009’da 200 bine yakın yeni prostat kanseri tanısı ve 30 bin civarında erkeğin de bu hastalıktan hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Sebepleri neler?
Kesin sebepleri bilinmemekle birlikte riski artıran bazı faktörler sayılabilir. Yaş, ırk, ailede prostat kanseri olması, genetik, beslenme özellikleri, şişmanlık, egzersiz alışkanlığı, prostatın iltihabi ve enflamatuar hastalıkları gibi... 50 yaşından sonra riskin arttığını biliyoruz. Tanı konulan 3 hastadan 2’si 65 yaş üzerinde. Nedeni kesin bilinmemekle birlikte siyah ırkta daha sık ve saldırgan seyrediyor. Ailesinde birinci dereceden yakınlarında prostat kanseri olanlarda risk artıyor. Özellikle de erken yaşta bu hastalığa yakalanmışlarsa. Bu kişilerin en geç 40 yaşından itibaren prostat kanseri açısından düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekiyor.
Şişmanlık riski artırıyor mu?
Bu konuda tam bir görüş birliği olmamakla birlikte şişmanlığın prostat kanseri riskini artırdığını gösteren pek çok çalışma bulunuyor. Şişman hastalarda hastalığa daha ileri aşamalarda tanı konulduğu ve daha saldırgan seyrettiği yolunda da bazı bulgular var. Son olarak aşırı şişmanlık tanı aşamasından başlayarak hastalığa yaklaşımı güçleştiriyor.
Belirtileri neler?
Prostat kanserinin kendine özgü hiçbir belirtisi yok. Özellikle erken dönemde hiçbir bulgu ve belirti vermez. Hatta bazen kemiklere yayıldığı halde hiçbir yakınmaya yol açmayabilir. Bu nedenle 40 yaşından sonra her erkeğin yılda bir kez üroloğa gitmesi lazım. Prostat kanserinin belirtileri prostatın iyi huylu büyümesinde ya da prostat iltihaplarında görülen yakınmalara benzeyebilir. İdrarı başlatmada güçlük, gece ve gündüz sık idrara gitme, yanma, kesik kesik veya çatallı işeme, idrar tazyikinde ve çapında azalma, tam boşalamama hissi görülebilir. Daha nadiren idrarın ve meninin kanlı gelmesi hastalığın belirtisi olabilir. Bunların dışında ileri aşamalarda yayıldığı organla ilgili belirtiler verir. Örneğin kemiklerin tutulduğu durumlarda bazı hastalar bel ya da kalça ağrıları nedeniyle ortopedi ve fizik tedavi gibi uzmanlık dallarına başvurabilirler.
Korunmak için nasıl beslenmek gerekir?
Bu konuda da kesin veriler olmamakla birlikte kırmızı et ağırlıklı, yüksek yağlı ve lifli gıdalardan fakir beslenmenin ve az sebze ve meyve tüketmenin olumsuz bir etkisi var gibi görünüyor.
Düzenli sporla risk azaltılabilir mi?
Egzersizin prostat kanseri riskini azalttığı gösterilmedi. Ancak şişmanlığın ve kan yağlarının yüksek olmasının prostat kanseri üzerindeki olumsuz etkisini biliyoruz. Düzenli sporun dokuların oksijenlenmesi, kas kitlesinin ve kilonun korunması, kan şekerinin düzenlenmesi gibi olumlu pek çok etkisi var. Ayrıca düzenli spor yapan kişilerdeki fiziksel ve ruhsal iyi hissetme nedeniyle elbette düzenli egzersiz önerilir.
AKCİĞER KANSERİNİ ÖNLEMEK ELİNİZDE
Memorial Ataşehir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir akciğer kanserinden korunma yollarını anlattı:
Risk faktörleri nelerdir?
Akciğer kanserinin yüzde 85’inden sorumlu olan sigaradır. Günde 1 paket sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 20 kat daha fazladır. Sigaraya başlama yaşı, içme süresi, içilen sigara sayısı kanser gelişimini etkiler. Pasif içicilik yani sigara içilen ortamlarda bulunularak sigara dumanına maruz kalmak da akciğer kanseri riskini artırır. Genetik geçiş, asbest, radon gazı, hava kirliliği sorumlu tutulan diğer faktörlerdir. Verem gibi bazı akciğer hastalıkları, akciğerlere radyoterapi uygulanması akciğer kanseri riskini artırır. İçme sularında yüksek düzeyde arsenik maddesinin bulunması da akciğer kanseri nedeni olabilir.
Belirtileri nelerdir?
Hastalığın hiçbir belirtisi olmayabilir. En sık görülen belirtileri ise şunlar: Nefes darlığı, geçmeyen ve giderek kötüleşen öksürük, kanlı balgam, iştah kaybı ve zayıflama. Göğüs ağrısı, hırıltılı solunum, ateş, ses kısıklığı, yüz ve boyunda şişme, omuz ve kol ağrısı, yutma güçlüğü görülen diğer belirtiler.
Önlenebilir mi?
Önlemenin en basit yolu sigara içmemek ve sigara içilen ortamlardan uzak durmak. Sigarayı bırakmakla risk azalmaya başlar ve 10 yıl sonra akciğer kanseri oluşma riski yüzde 50 azalır. Asbest, radon gazı, hava kirliliği gibi mesleki ve çevresel faktörlere maruz kalmamak için de gerekli önlemler alınmalı. Birçok çalışmaya göre, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze yiyenlerin akciğer kanseri risk daha düşük. Bu arada sigara içip yüksek doz ‘beta karoten ve A vitamini alanlarda kanser riskinin arttığı da görülmüş.
Kaynak7gunsaglik.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



